Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan, Kocaeli'de Saadet ve DEVA Partisi il teşkilatları tarafından düzenlenen "Türkiye Buluşmaları" programında konuştu.

“ANKARA’NIN VE ANADOLUNUN GÜNDEMLERİ AYNI DEĞİL!”

“Tüm Anadolu'yu karış karış geziyoruz. Çiftçimizin, esnafımızın elini sıkıyoruz, gencimizin derdini dinliyoruz, emeklimizle çay içiyoruz... Gördüğümüz manzara şu! Ankara'nın gündemiyle Anadolu gündemi aynı değil! Ankara'dan ülkeyi yönetmeye çalışanlarla, Anadolu'da ayakta kalmaya çalışanların dertleri aynı değil! Ankara'da her şeyi tartışıyorlar! Ama emekli maaşını tartışmıyorlar! Her şeyi konuşuyorlar! Ama asgari ücreti konuşmuyorlar! Her şeyi görüyorlar! Ama çarşı, pazardaki fiyatları görmüyorlar! Her şeyi biliyorlar! Ama uyuşturucu rakamlarını, bağımlılık sayılarını görmüyorlar!”

“BÖYLE ÜLKE BULMAK KOLAY DEĞİL”

“Bugün Türkiye’de, açlık sınırı, 35.174 lira. Bu ne demek biliyor musunuz? 4 kişilik bir ailenin sadece karnını doyurması için gereken miktar demek. Yoksulluk sınırı, 114.516 lira! Bu da bir ailenin, asgari bir yaşam standartı için gereken miktar demek. Düşünebiliyor musunuz? Bir ailenin yoksul olması için eve 4,5 asgari ücret girmesi gerekiyor. Baba çalışacak, anne çalışacak, oğul çalışacak, kız çalışacak ki ancak yoksul olabilsinler! Tabi o da iş bulabilirlerse! Bütün bunlar olurken iktidar yetkilileri; efendim, "%2,5 büyüdük, kişi başına neredeyse 50 bin dolarlık bir alım gücü var, dünyada böyle bir ülke bulmak kolay değil." diyor. Çok doğru! Emeklinin 20.000 lira asgari ücretlinin 28.000 lira aldığı, iktidarın da 50.000 dolarlık alım gücü olduğuna inandığı bir ülke bulmak, gerçekten mümkün değildir!”

“MÜCADELE; HAK YİYENLERLE, HAKKI YENENLERİN MÜCADELESİDİR”

“Ne diyordu şair? "Demiri demirle dövdüler; biri sıcak biri soğuktu. İnsanı insanla kırdılar, biri aç-biri toktu..." Bu ülkedeki mücadele; iktidar ile muhalefet kavgası değildir. Sağcı ile solcu, laik ile dindar mücadelesi değildir. Bu ülkedeki mücadele; hak yiyenlerle, hakkı yenenlerin mücadelesidir. Yüksek yerlerde torpili olduğu için 3-5 yerden maaş alanlarla, ay sonunu getirmek için pazarda etiket takip edenler arasındadır. İhaleleri adrese teslim alanlarla, borç içinde yaşayan esnaf arasındadır. Kâr rekoru kıran banka düzenleriyle borcunu ödeyemeyen milyonlar arasındadır. Kur korumalı sofralarda servet büyütenlerle, çocuğuna tost alamayan anneler arasındadır. Lüks araç konvoylarıyla gezenlerle, işine gitmek için dolmuş parasını hesaplayan emekçiler arasındadır.”

“BU İKTİDAR TÜRKİYE'Yİ ARTIK TAŞIYAMIYOR

“Bugün Türkiye iki önemli krizle karşı karşıya: Bir: Güven krizi. İki: Ahlak krizi. "Türkiye'nin yeniden büyük" olabilmesi için önce, güvenin inşa edilmesi gerekir. Ancak! Güven; bir günde kurulmaz! Güven, özü-sözü bir olmakla, insanı rakamdan, oydan öte görebilmekle kurulur. Ve güven, önce ahlâkla kurulur. İnsanı ötekileştiren hiçbir anlayış, insanlığın sorunlarını çözemez. Bundan dolayı, Türkiye'nin; insanı önceleyen, güven tesis edecek, yeni bir sese, yeni bir söze, yeni bir siyasete ihtiyacı var. İşte biz bu yeni sesin adresiyiz! Kocaeli'nden 86 milyon vatandaşımıza birlikte yürüyebileceğimiz bir yol teklifini yapıyoruz.

Bu iktidar Türkiye'yi artık taşıyamıyor. Sayın Cumhurbaşkanı bir zamanlar, "metal yorgunluğu" demişti... Bu sözün üzerinden neredeyse on yıl geçti... Şimdi; o metal daha da paslandı, o metal daha da çürüdü. Türkiye'yi taşıyamaz hale geldi.

Dünyanın büyük kırılmalar yaşadığı, yüz yıllık yeni planların yapıldığı bir dönemde Türkiye; yorgun bir iktidarın gölgesinde yeniden ayağa kalkamaz! Bugün karşımızda, kendini insanlığın efendisi sanan azgın, kibirli, sapkın bir anlayış var! Bu anlayış; hükümetleri hizaya sokmak için, ülkelere boyun eğdirmek için, yer altı ve yer üstü zenginliklerine çökmek için; çocukları ve kadınları katletmekten, dünyayı ateşe vermekten, hastaneleri ve ambulansları bombalamaktan çekinmiyor. Katil Amerika'yla Soykırımcı İsrail'in, operasyonlarını sadece askeri bir girişim olarak düşünemeyiz. Bu saldırılar; bir ülkeye değil, bütün mazlum halklara, verilmek istenen bir gözdağıdır! Gazze de, Lübnan’da, İran’da, Yemen’de, Venezuela’da, Latin Amerika’da, Sudan’da, Nijer’de, Grönland’da, Arnavutluk’ta, Dünya'nın hiçbir yeri İsrail ve Amerika'ya karşı güçlü bir birliktelik yapmadıkça, güvende değildir!”

“ABD’NİN MASKESİ DÜNYA KUPASINDA YİNE DÜŞTÜ”

“İşte değerli kardeşlerim, bu zihniyet sadece savaş meydanlarında karşımıza çıkmıyor. Bu kibirli anlayış; diplomaside de sporda da insanların günlük hayatına dokunan her yerde kendini gösteriyor. Bunun en güncel örneklerinden biri de Dünya Kupası sürecinde yaşananlardır. Malumunuz, Milli Takımımız, Dünya Kupası'nda ülkemizi temsil edecek. Öncelikle, A Millî Futbol Takımımıza yürekten başarılar diliyorum. Ay-yıldızlı formayı terleten bütün evlatlarımızın yolu açık olsun. Biz daha önce, Dünya Kupası'nın Amerika Birleşik Devletleri'nde yapılacak olmasına dair ciddi itirazlarımızı dile getirmiştik. Boykot çağrısında bulunmuştuk.

Milli takımların, Amerika'ya henüz girişinde gördükleri muamele, bizim ne kadar haklı olduğumuzu bir kez daha ortaya koydu. Sırf hakaret etmek için K9 köpekleriyle, kötü bir muamele ile uyuşturucu araması yapıldı ve bunu kameralar karşısında canlı yayında, yaptılar! Güvenlik tedbiri elbette olacaktır. Buna itirazımız olamaz. Ancak güvenlik tedbiri adı altında, "Ben güçlüyüm, istediğime istediğim gibi davranırım" anlayışı kabul edilemez. İşte Amerika budur değerli kardeşlerim! Emperyalisttir! Siyonist'tir! Bu Amerika'nın dostluğundan kimseye fayda gelmez! İktidar bu zihniyete karşı gereken cevabı şaka gibi ama tanklı tüfekli yaptıkları bir marşla verdi. Ama inşallah Milli Takımımız, bizim çocuklar sahada en güzel cevabı verecekler.

Bütün bu örnekler bize bir kez daha gösteriyor ki: Yıllarca bize "medeniyet, barış ve insan hakları" ambalajıyla sunulan tek kutuplu dünya düzeni, kendi riyakârlığının altında çöküyor... Küresel sistemin sözde adalet dağıtan kurumları, Epstein adasında ifşa oldu, Venezuela'da, Küba'da; Gazze'de, Lübnan'da, en son İran'da iflas etti. Herkes şu gerçeğin farkında: Dünya, o zorba, "tek kutuplu" yapıdan sıyrılıyor. "Çok kutuplu" bir eksene doğru hızlı bir şekilde evriliyor. Bu durum, dünya için yeni bir "fırsat" olabilir! Ancak burada; şu uyarıyı yapmak zorundayım! Eğer; bu "çok kutuplu dünya", yine, ırkçı emperyalizm tarafından şekillendirilirse, insanlık için hiçbir şey değişmez. İşte tam bu noktada, gözlerin çevrildiği yer Türkiye'dir! Şu sözlerime dikkat buyurunuz: Türkiye, dünyanın "vicdan ve adalet kutbu" olmak zorundadır! Herkes, daha fazla işgal, daha fazla baskı, daha fazla tahakküm peşindeyken, biz Türkiye olarak; daha fazla vicdan, daha fazla ahlak diyerek insan onurunu merkeze alan yeni bir ufuk sunmak zorundayız.”

Bakınız, Global Sumud Filosuna mensup öncü konvoydaki 10 aktivist, Libya'da tutsak durumda. Tıbbi gözetimden uzak "kara site" adlı bir cezaevinde tutuluyorlar ve açlık grevindeler... Şimdi! İnsanlığın onuru için yola çıkan bu aktivistlere kim sahip çıkacak? Türkiye'nin sahip çıkması gerekiyor! İşte bizim bahsettiğimiz "Vicdan ve Adalet Kutbu" budur.”

“TÜRKİYE GÜÇLÜ OLMAK ZORUNDA”

Muhsin Yazıcıoğlu'nun ölümüne ilişkin soruşturma dosyası Ankara'ya gönderildi
Muhsin Yazıcıoğlu'nun ölümüne ilişkin soruşturma dosyası Ankara'ya gönderildi
İçeriği Görüntüle

“O yüzden, Türkiye güçlü olmak zorundadır! Ancak açık konuşalım... Böylesine büyük tarihî bir sorumluluk; yorgun kadrolarla, ezberlenmiş cümlelerle taşınamaz! Ufku daralmış, heyecanını kaybetmiş bir iktidar bunu yapamaz! Türkiye'nin ihtiyacı; yorulmuş bir iktidarın gölgesinde beklemek değil, yeni birlikteliklerle yeni hedeflere yürümektir!

Hep söyledim yine söylüyorum: “Durum tespiti yapmak, siyaset yapmak değildir.” Öncelikle bilinmesini isterim ki; biz kişiler üzerinden değil, ilkeler ve prensipler üzerinden siyaset yapıyoruz. Şu sözüme dikkat buyurunuz! Biz iktidarı değil, bu bozuk düzeni değiştirmek için çalışıyoruz! Biz kişilerin değil, sistemin alternatifiyiz.

Napolyon'un çok bilinen bir anekdotu vardır.

Savaşın kaybedildiğini öğrenince komutanlarını toplar ve savaşı neden kaybettik diye sorar... Generaller saymaya başlar: "Efendim; bir, barut bitti." Napolyon, "Tamam gerisini saymanıza gerek yok" der. İşte ahlak krizi tam da böyle bir şeydir. Ahlak krizinin olduğu yerde diğer başlıkları saymanıza gerek yoktur. Çünkü ahlakın zayıfladığı yerde, güven aşınır, güvenin aşındığı yerde ise ekonomik ve toplumsal maliyetler büyür. İşte bu nedenle, biz; siyaseti her şeyden önce bir ahlâk meselesi olarak görüyoruz. Ahlak, kendimiz için istediğimizi başkaları için de isteyebilmektir. Ahlak, milyarlarca varil petrolün, bir damla kanın yerini tutmayacağını bilmektir. Ahlak, milyonlarca metreküp betonun, bir avuç toprağın yerini tutmayacağını bilmektir.”

“TÜRKİYE'NİN İHTİYACI SİYASİ AHLAKTIR”

“Bizim için ‘temiz siyaset’ tam da burada başlıyor değerli arkadaşlar! Temiz siyaset, sadece rakibi kötülememek değildir. Temiz siyaset, önce kendi vicdanına hesap verebilmektir. Temiz siyaset, vatandaşın gözünü boyamak değil ona karşı dürüst olmaktır. Temiz siyaset, devlet imkanını parti imkânı gibi görmemektir. Temiz siyaset, makamı bir ayrıcalık değil, bir emanet olarak taşımaktır. Biz siyaseti bir kariyer alanı olarak görmüyoruz. Biz siyaseti bir emanet alanı olarak görüyoruz. Çünkü koltuklar geçicidir... İmza geçicidir... Yetki geçicidir... Ama insanların hafızasında bırakılan iz kalıcıdır.

Bugün Türkiye'nin ihtiyacı olan şey sadece yeni projeler değildir. Yeni bir siyasi ahlaktır. Yeni bir güven sözleşmesidir. Yeni bir toplumsal mutabakattır. Çünkü hiçbir yatırımcı güven olmayan yere yatırım yapmaz. Hiçbir girişimci öngörü olmayan yerde büyüyemez. Hiçbir genç adalet görmediği yerde hayal kuramaz. Bu yüzden "temiz siyaset" bir ahlak tartışması olduğu kadar aynı zamanda bir kalkınma meselesidir.”

“BİZİM BİR TEKLİFİMİZ VAR”

“Bizim bir teklifimiz var! İçinde bulunduğumuz koşullardan rahatsız olan, gidişata itiraz eden, bu bozuk düzeni değiştirmek isteyen herkese teklifimiz; tüm farklılıklarımıza rağmen, gelir dağılımda, adalet için, yargı mekanizmasının siyasetin aparatı olarak kullanılmasına müsaade etmemek için, çocuklarımızın hayallerini, gençlerimizin ve kadınlarımızın umutlarını çoğaltmak ve büyütmek için, bu ülkeyi tolumun her kesimi açısından yaşanabilir kılmak için mücadele eden herkese teklifimiz birlikte yol yürümektir. Milletimizin bizden beklentisi haksızlıklara ve hukuksuzluklara karşı, kimseyi dışarıda bırakmadan, hep birlikte bu coğrafyanın ihtiyacı olan en büyük ittifakı kurmak, büyütmek için en etkin şekilde çalışmamızdır. Biz bugüne kadar olduğu gibi, bundan sonra da dünyada ve bölgemizde yaşanan gelişmelerin farkında olarak ve tarihi sorumluluğumuzun bir gereği olarak toplumun farklı kesimlerini barıştırmak, kucaklaştırmak birleştirmek için gayret edeceğiz. Bizim tercihimiz tarihin doğru tarafında durmak değil; doğru tarafı inşa etmektir.”