Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan, TBMM’de gerçekleştirilen grup toplantısında konuştu.

Arıkan’ın konuşmasında öne çıkanlar şöyle:

ÇİFTÇİMİZ ÜRETİCİMİZ NASIL NEFES ALACAK?

“Bu hafta, Türkiye’nin meselelerini, çözüm yollarını konuşmak üzere; Diyarbakır, Bingöl, Tunceli ve Elâzığ'da vatandaşlarımızla bir araya geldik. İnsanımızın dertlerini, taleplerini, beklentilerini dinledik; notlarımızı aldık. Sizlere bol bol selam ve muhabbetlerini getirdik. Birçok gözlemimiz oldu. Doğu illerimize yaptığımız bu ziyaret bir kez daha umudumuzu artırdı! Bu ziyaretlerimizde; Birlik ve beraberliğimizin sarsılmaz iradesini, bu toprakların doğusuyla, batısıyla, Türküyle, Kürüdüyle, Arabıyla, Ahenk içinde yek vücut olduğuna bir kez daha şahit olduk. Bu güzel tablonun yanında, Ekonomik krizin, vatandaşlarımızı nasıl etkilediğine bir kez şahit olduk. Hangi kapıyı çalsak aynı sözlerle karşılaştık: “Başkanım, çok zor durumdayız, bunu dile getirin.” “Başkanım, sesimizi duyurun.” dendi bize. Türkiye Ziraat Odaları Birliği Diyarbakır Başkanı Süleyman İskenderoğlu ile görüştük. “Savaş başladığında gübre 24 liraydı, bugün 34 lira. Destek açıklandığında mazot 45 liraydı, bugün 80 lira. Biz şimdi nasıl üretelim?” diye soruyor.

Dün gece mazot 86 lira oldu! Şimdi biz de bu kürsüden soruyoruz: Allah aşkına bu çiftçi nasıl üretecek, nasıl geçinecek?”

“VATANDAŞIN SOFRALARI KÜÇÜLDÜ”

“Bölgedeki elektrik şirketi Dicle Elektrik Dağıtım A.Ş’nin çiftçimizin hesabına yatan desteklere anında el koyduğunu, borç yükü altında ezilen üreticiyi daha da çıkmaza sürüklediğini gördük. Otuz bin nüfuslu Hani ilçemizde uyuşturucu kullanma yaşının 11-12’lere düştüğünü gördük. Bingöl halkının havalimanının bir türlü bitirilemeyen pistten dolayı ne kadar mağdur olduğunu gördük. Tunceli’de esnafı gezdik, kadınlar pazarında Songül Ablamızı dinledik. “Başkanım bu tezgâhtan geçinmeye çalışıyorum akşam oldu daha siftah yapamadım” feryadını duyduk. Elazığ’da çay ocağı işleten kardeşimizin “eskiden esnaf her gün en az 14-15 bardak çay içerdi bugün ekonomik krizden dolayı bir bardak bile çay içemediği” cümlelerini işittik. Kısacası nereye gitsek aynı problemleri aynı feryatları duyuyoruz…İnşallah biz bu hafta da milletimizi dinlemek üzere; Bitlis, Muş, Siirt, Batman ve Mardin’de olacağız. Buradan; AK Partili yöneticilere sesleniyorum, Gelin, tebdil-i siyaset yapın ve bu hafta bize katılın. Beraber vatandaşın arasına girelim. Dertlerini birlikte dinleyelim. Hani “vergiyi tabana yayacağız” diyordunuz ya; işte gelin o tabanla bir araya gelelim! Ankara’da masa başında alınan kararların, Diyarbakır’ın, Siirt’in, Muş’un köylerinde sofraları nasıl küçülttüğünü birlikte görelim.”

“HOBİ BAHÇELERİ MESELESİ, İKTİDARIN BİR BAŞKA İKİYÜZLÜLÜĞÜNÜ ORTAYA KOYDU”

“Anadolu'nun gündemiyle, iktidarın gündemi hiç ama hiç uyuşmuyor! Anadolu’nun gündeminde gübre fiyatları var. İktidarın gündeminde pırlanta fiyatları var! Anadolu’nun gündeminde, traktörüne mazot koyamadığı için sürülemeyen bahçeler var. İktidarın gündeminde hobi bahçeleri var! Anadolu'nun gündeminde, geçim derdi var. Ankara’nın gündeminde gündemi nasıl değiştiririm derdi var. Bu “Hobi Bahçeleri” meselesi, iktidarın bir başka ikiyüzlülüğünü ortaya koydu. Efendim ne diyorlar? Bu hobi bahçeleri tarım arazilerini bölüp yok ediyormuş! Doğrudur! Tarım arazilerinin bölünmesine, değer görmemesine karşıyız! Siz madem bu kadar tarım arazilerini önemsiyorsunuz; O zaman neden: Dünyanın en kaliteli fındık üretim merkezi olan Giresun’un

%85’ini maden sahası ilan ettiniz? Madem bu kadar toprağı, tarımı, tabiatı önemsiyorsunuz Türkiye’nin oksijen deposu, zeytin cenneti Kaz Dağları’nın %79’unu neden maden sahası ilan ettiniz? Turizm ve doğa harikası Muğla’nın

%59’unu neden taş ocağı ilan ettiniz? Hobi bahçeleriyle uğraşmaya başlamadan önce bu sorulara cevap verin…”

“BELEDİYE BAŞKANLARINI MÜGE ANLI EKRANLARINDA İZLEYECEĞİZ”

Dışişleri Bakanı Fidan, İranlı mevkidaşı Erakçi ile görüştü
Dışişleri Bakanı Fidan, İranlı mevkidaşı Erakçi ile görüştü
İçeriği Görüntüle

Merkezi yönetim böyle, peki yerel yönetim nasıl? Yani vatandaşa nefes aldıracak, en temel hizmeti beklediği belediyelerde durum nasıl? Birkaç haftadır, belediyelerden akan cerahat ortada… Akşam haberlerinde, gündüz kuşağı programlarının konularını izler hale geldik. Böyle giderse -korkarız ki- asfalt dökerken gördüğümüz belediye başkanlarını yakında gündüz kuşağında Müge Anlı ekranlarında izleyeceğiz. Bugün ahlaksızlık; iktidarıyla, muhalefetiyle artık belediyelerin koridorlarına, makam odalarına sirayet eder hale gelmiştir. Bakınız, biz bunu söylerken meseleyi sadece Ahmet’in Mehmet’in şahsi meselesi olarak görmüyoruz! Bu mesele, üç beş kişinin hatası diyerek geçiştirilemez. Ortada bireysel bir hata değil, topyekûn kokuşmuş bir sistem var! Öyle bozuk bir düzen inşa edildi ki, bu bozuk çarkın içine giren en dürüst adam bile bozuluyor, yozlaşıyor.

“BELEDİYE MAKAMLARINI BUGÜN PAVYONA ÇEVİRDİLER”

“Şöyle hafızalarınızı bir tazelemek istiyorum…Hatırlayacaksınız; 90’lardan itibaren Türkiye, Millî Görüş ile “Dürüst Belediyeciliği” tanımıştı…Türkiye’nin dört bir tarafında Harama el uzatılmayan, milletin kuruşunu kurda kuşa yedirmeyen bir yönetim anlayışı ortaya konmuştu…28 Şubatlardan, kapatmalardan, engellemelerden sonra aradan tam 30 yıl geçti… Çok özür dileyerek, affınıza sığınarak söylüyorum bizim Millî Görüş olarak 30 yıl önce kapısına “rüşvet alan da veren de melundur” yazdığımız belediye makamlarını bugün pavyona çevirdiler. Halbuki; Belediyecilik demek, sadece kaldırım taşı döşemek, sosyal yardım dağıtmak değildir! Belediyecilik, bir şehrin haysiyetini korumaktır! Atanamayan gençlerin inşaatlarda çalıştığı, mülakatlarda hakkı yenenlerin kuryelik yaptığı bir ülkede; İktidarın bürokratı, muhalefetin belediye başkanı ahlaksızlığa kadro açıyorsa; O ülkede adaletle birlikte ahlâk ve siyaset de ölmüş demektir. İşte bizim çabamız; Bu çürümüş düzeni, bu yozlaşmış sistemi kökten değiştirmek içindir. Biz; Şehirlerimizi rant, Belediyelerimizi bataklık ikliminden kurtarıp yeniden ahlakın, adaletin kalesi yapmak için çalışıyoruz! Bu sefer, “Rüşvet alanda verende mel’undur” tabelalarını sadece kapılara değil, yöneticilerin zihnine kazımak için geliyoruz!”

“YA PARTİ GENEL BAŞKANI OLACAKSINIZ YA DA CUMHURBAŞKANI OLACAKSINIZ”

“Malumlarınız, Sayın Cumhurbaşkanı; geçtiğimiz hafta Mecliste partisinin grup toplantısına katıldı… Uzun süren alkışlar ve yoğun tezahüratlar eşliğinde bir konuşma gerçekleştirdi… Uzun süren alkışlara bakarsak “Muazzam” bir konuşma yaptı… Biz de merak ettik, Arkadaşlarımız bu konuşmayı dikkatle inceledi, ne anlatıldı diye…

Sayın Cumhurbaşkanı konuşmasında; Tam 47 kez CHP dedi… Buna mukabil; Komşumuz İran’a bombalar yağdıran “Amerika” kelimesi 1 kez bile geçmedi… Evet bir kez bile “Amerika” demedi! Gazze’de katliama devam eden, Lübnan’ı işgal eden İsrail 2 kez; Bombalar altında tehdit edilen İran 2 kez; Ekonomi ve Adalet kelimeleri de sadece 2 kez telaffuz edildi… Milletimizin gündemi ekonomi ve adalet; Bölgemizin gündemi, bombalanan şehirler bizimkilerin gündemi ise seçimlerde alamadığı belediyeleri meclislerde almak! Bu memleket bu cendereden nasıl çıkacak Allah aşkına? Tehdidi yanlış okuyan, önceliği yanlış belirleyen, gündemi yanlış kuran bir anlayışla ne ekonomi düzelir ne adalet sağlanır ne de bu ülke güvende olur! Çok açık söylüyorum: Bu coğrafya için en büyük tehdit CHP değil, ABD’dir! Bu gerçeği görmekten kaçınanlar da bu millete karşı sorumluluğunu yerine getirmiyor demektir! Bunun sebebi de partili cumhurbaşkanlığı sistemidir! Ya parti genel başkanı olacaksınız ya da Cumhurbaşkanı olacaksınız.”

“MEDENİYETLER BİR GECEDE YOK OLMAZ!”

“Hareketli bir gece yaşadık…Dünya’nın her yerinde artık “akli dengesi” tartışma olan Trump;

Savaşı da ateşkesi de bir PR çalışmasına dönüştürmenin derdinde. Her ne kadar bir “ateşkes” ilan edilmiş olsa da,

Sahadaki gerçeklik, kâğıt üzerindeki metinlerden çok daha karmaşıktır. Biz onların ateşkeslerini; Gazze’den, Lübnan’dan çok iyi biliyoruz. Gerilim düşmüş gibi görünse de aslında yeni bir dönemin temelleri atılmaktadır. Bu süreçten sonra bütün ilişkiler artık yeniden tanımlanacaktır. Ancak, tüm bunlar dışında şu çok net bilinmelidir:

Hiçbir tehditin, hiçbir kibrin gücü; bir medeniyeti, bir gecede yok etmeye yetmez. Medeniyetler, bombalarla yıkılmaz. Medeniyetler, tehditlerle silinmez. Medeniyetler; inançla, hafızayla, direnişle yaşar. Ama tarih başka bir gerçeği defalarca ispatlamıştır: Kendini “İlah” yerine koyanlar, halkların kaderine hükmettiğini sananlar, “yok ederim” diyenler, Hep aynı sona yürümüştür. Firavunlar böyle konuştu. Nemrutlar böyle tehdit etti. İmparatorluklar böyle kibirlendi. Ancak! Hepsi gitti. Hepsi yıkıldı. Hepsi tarihin karanlık sayfalarına gömüldü. Çünkü zulüm “yükseldikçe”, “çöküş” yaklaşmış demektir! Dün gece bir medeniyetin ölümünü ilan edenler, Geri sayım aracıyla bekleyenler, yarın kendi enkazlarının altında kalacaktır! Medeniyetler kalır. Halklar kalır. Hakikat kalır. Ancak…

Zalimler her zaman gider. Göreceksiniz! Coğrafyamızdaki bu zalimler de gidecek! Zalim Trumplar, Zalim Netanyahular, okul bombalayanlar, çocukları katledenler, soykırım yapanlar mahkemeler önünde hesap verecekler! Bosna kasabı nasıl hesap verdiyse onlar da savaş suçlusu olarak kelepçelerle hesap verecek ve işledikleri suçların cezasını çekecekler! Ve orduları; Vietnam’dan, Afganistan’dan, Irak’tan kaçtığı gibi Hürmüz Boğazı’ndan da kaçacak -inşallah-!”

“GAZZE BARIŞ KURULUNDA ALINAN KARARLARA NE OLDU?”

“Gazze’de bir ateşkes olduğunu söylüyorlar… Ancak; Gazze’de sistematik soykırım bugün hala devam ediyor, Mescid-i Aksa hala İbadete kapalı ve Filistinli esirler için idam yasası katil İsrail’de onaylandı. Kendi esirleri için uluslararası yardım isteyen bu sapkın zihniyet şimdi Filistinli esirler için göstermelik mahkemelerle idam kararı verecek.

Öyle görünüyor ki; İran’ın misilleme saldırılarında sığınaktan çıkamayan Netanyahu; Bu yasayla güçlü görünmek için yine çocuklara, masumlara ve esirlere yönelerek yeni katliamlara imza atmanın peşinde. Türkiye’nin de altında imzası bulunanGazze Barış kurulu” nda alınan kararlara ne oldu? Hani bu anlaşmayla ateşkes olacaktı! İktidar garantörü olduğu antlaşmaya, sanki yoldan geçerken “şahit olayım” diye oturulmuş bir nikâh şahidi ciddiyetiyle yaklaşıyor! Bölgemizde yaşananlar eğer şimdi "DUR" denilmezse, bu yangın hepimizi içine çekecek; Hepimizi küle çevirecek.”

“İRAN, MISIR, PAKİSTAN VE S. ARABİSTAN KOLEKTİF GÜVENLİK ANLAŞMASI İMZALAYALIM”

“ABD’nin bir “Yeşil Kuşak Projesi” vardı. Adının Yeşil olduğuna bakmayın. Adı yeşil olan bu emperyalist projenin, uygulanması için bu coğrafya “kan kırmızısına” boyandı. Çünkü bu proje; “böl, parçala, yönet” ve gözyaşları projesiydi… Şimdi biz de diyoruz ki; “gelin yeni bir kuşak inşa edelim” Bu Amerika’nın planlarına hizmet eden bir yeşil kuşak değil, Türkiye’nin öncülüğünde ve bölgeye hizmet eden bir “Beyaz Kuşak” olsun. Bu kuşağın 3 temel umdesi olsun:

1-GÜVENLİK

2-İSTİKRAR

3-KALKINMA!

Sadece kendi sınırlarını koruyan değil, bölgesel güvenlik havzası oluşturan bir irade; Kaostan beslenenlerin oyunlarını bozan iç işlerine müdahaleyi reddeden bir kararlılık; Kaynaklarımızı Batı’nın başkentlerine değil, halkımızın refahına akıtan bir ekonomik iş birliği olsun. Bu “Beyaz Kuşağın” ilk adımı olarak; Hiç oyalanmadan bugün Türkiye- İran – Mısır – Pakistan ve Suudi Arabistan arasında saldırmazlık ve kolektif güvenlik anlaşması imzalayalım.

Bu pakt; mezhepçilik fitnesine, etnik kışkırtmalara sahte düşmanlıklara vurulacak en büyük darbe olacaktır. Bugün en büyük tehdit; Ankara ve Tahran’ın karşı karşıya gelmesidir. Eğer biz başlangıç olarak Ankara, Tahran, Kahire, İslamabad, Riyad hattını bir barış ve güven köprüsüyle birleştirebilirsek; sadece kendi sınırlarımızı değil, tüm mazlum coğrafyalar için adım atmış oluruz. Neden “Beyaz Kuşak” diyoruz? Çünkü beyaz; temizliği, barışı ve şeffaflığı temsil eder. Bizim kimsenin toprağında gözümüz yok! Ancak kimsenin de bu coğrafyada operasyon yapmasına izin verecek lüksümüz yok. İktidarın bu “Beyaz Kuşak” teklifimize “Yeşil Işık” yakacağını umuyoruz. Gelin, bu yüzyılı "Beyaz Kuşak" yüzyılı yapalım. Yaşanabilir bir Türkiye, Yeniden büyük Türkiye ve yeni bir dünya için bu adımı hep birlikte atalım.”

KÜBA İÇİN TEŞEKKÜR

“Burada bir teşekkürü de dile getirmek istiyorum. Geçtiğimiz hafta Küba için yaptığımız çağrının ardından; enerji krizine çözüm için yüzer enerji santrali gönderilmesini memnuniyetle karşılıyor; bu hassasiyeti gösteren iktidara teşekkür ediyoruz. Ancak aynı hassasiyetin vakit kaybetmeksizin İran için de gösterilmesi şarttır.

Geçen hafta yine bu kürsüden ifade ettiğimiz gibi; Kızılay ve AFAD bir an önce, ilaç ve tıbbı malzeme başta olmak üzere insani yardım koridorunu hayata geçirmelidir. Unutulmamalıdır ki; Mazlumun “jeopolitiği” olmaz. Nerede bir acı varsa, Türkiye orada olmalıdır.”

“FAHİŞ ZAMLARIN SEBEBİ İKTİDARIN TA KENDİSİDİR”

“Konuşmamın bu bölümünde ülkemizdeki ekonomik tabloyla ilgili düşüncelerimizi paylaşmak istiyorum. Enflasyonu düşürmekle yükümlü olan iktidar; bugün enflasyonun bir numaralı müsebbibi durumunda. İktidar, “50 liraya aldığı domatesi 250 liraya satıyor!” diyerek market basıyor! Evet, bazı marketlerde fahiş fiyatlar var. Ama bunların sebebi fahiş zamlar yapan iktidarın ta kendisidir. Siz; 500 bin lira olan bir arabayı, Vergileriyle 2 buçuk milyona sattırırsanız, marketler de beş katına domates satar. Siz; Enerji fiyatları %15 artmışken, dağıtım bedeline %880 zam yaparsanız tabi ki raflarda fahiş fiyat sorunu olur. Siz her gün yeni vergiler icat ederseniz, zengin bir azınlık da yurt dışı alışverişini yasaklatarak aynı ürünü vatandaşa on katına satar.

Neden böyle oluyor; bu ülkede iktidarın ticari ahlâkî olmadığı için, piyasanın da ölçüsü-ayarı kalmıyor. Bu millete en fahiş fiyatlardan hizmet verirseniz; Marketleri fahiş fiyatlar üzerinden eleştiremezsiniz.”

“AKARYAKITA GELEN ZAMLARA ARTIK VATANDAŞIMIZ YETİŞEMİYOR”

“Bakınız Bahar aylarındayız. Hamdolsun toprağın yağmura doyduğu günlerdeyiz. Bir başka yağmur daha var ki vatandaşlarımızı perişan ediyor. Hükümetin zam yağmurlarından bahsediyorum. Akaryakıta gelen zamlara artık vatandaşımız yetişemiyor. Bir benzinlikte arabanızı dolduruyorsunuz.

Diğer benzinliğe varmadan zam gelmiş oluyor. İktidar geçtiğimiz hafta da elektriğe ve doğalgaza %25 zam yaptı. Ayrıca doğalgazda kademeli faturaya geçerek, vatandaşımızı kombinin yanına yaklaşamaz hale getirdi.

Kademeli tarife ile geçtiğimiz ay bir metreküp gaz kullanımına 13 TL ödeyen bir vatandaşımız; Kademe 2'ye girerse bu ay aynı kullanıma 26 lira ödeyecek. Yani yüzde yüz zam! Bu zamlardan dolayı bahar gelse de cüzdanlar yine kurak olacak.”

“İŞ İCRAATE GELİNCE BİZİM İKTİDAR ORTALIKTA YOK!”

“Peki bizde iktidar, milletimizin omuzlarındaki yükü her geçen gün ağırlaştırırken, İspanya ne yaptı bir bakalım: Tam 80 maddelik bir destek paketi açıkladı! Elektrikte vergiler %60 düşürüldü, KDV yarıya indirildi, Doğalgazdaki KDV %21’den %10’a çekildi, Sübvansiyonlar uzatıldı, Dar gelirlinin elektrik ve doğalgazının kesilmesi yasaklandı, Sanayiciye %80 elektrik desteği sağlandı, Üretim üzerindeki vergi askıya alındı, Sayın Şimşek! Londra’ya, New York’a, Washington’a gittiğiniz kadar bir kere de Madrid’e gidin. Biz söyleyince tesir etmiyor, belki İspanya’da görünce sizin de aklınıza aziz milletimiz gelir. Vaatlere gelince bizim iktidardan iyisi yok! Ama iş icraata gelince bizim iktidar ortalıkta yok!

Hani meşhur bir fıkra vardır; İki dost konuşurken biri diğerine sorar, İki araban olsa birini bana verir misin? Öbürü der ki: “Tabii ki veririm” Peki iki evin olsa birini verir misin? “Tabii ki veririm” “Peki iki tavuğun olsa birini verir misin?” diye sorunca. Dostu bu sefer “hayır! vermem” der. Bizimki şaşırır. Allah Allah, yani, ev araba tamamken tavuk niye? Arkadaşı cevap verir; “çünkü iki tavuğum var” İşte iktidarın bugünkü hali tam olarak böyledir! vaadi millete, bütçeyi faiz lobilerine veriyor…”

“PARALEL DEVLETİ YIKACAĞIZ DEDİLER, PARALEL EVREN KURDULAR”

“Sözü uzatmaya gerek yok. Paralel devleti yıkacağız dediler, paralel evren kurdular. TÜİK de, iktidarın paralel evrendeki PR ajansı oldu. Nereden anlıyoruz? Pazar fileleri yarım, Faturalar ödenemiyor, çocuklara harçlık verilemiyor, ama iktidarın paralel evreninde yani TÜİK’te gülümseyen grafikler var. Ülkemizin dört bir köşesinde adalet nöbeti tutan mağdurlar var ama iktidarın paralel evreninde “Ömer Adaletinden” anlatılıyor.

Gazeteciler tutuklu, Tarafsız kanallar sansürlü, yerel medya susturulmuş, aziz milletimizin feryadı duyulmuyor ama iktidarın paralel evren ekranlarında ellerinde Vileda sopalı gazeteciler var. Kısacası 86 milyon insanımızın hayatı günden güne ağırlaşırken iktidarın paralel evreninde her şey güllük gülistanlık.”

“POLİS MESLEK KANUNU BİR AN ÖNCE ÇIKARILMALI”

“İçerisinde bulunduğumuz hafta aynı zamanda Polis Haftası. Ülkemizde güvenliği sağlayan, aziz milletimizin huzuru için gece gündüz demeden çalışan tüm fedakâr emniyet mensuplarımızın Polis Haftasını kutluyorum. Ve bu vesileyle son yıllarda; Ağır çalışma koşulları, Mobbing, ücretsiz mesailerle hakları adeta gasp edilen polislerimizin haklarının artık teslim edilmesi gerektiği çağrısında bulunuyorum. Polislerimizin sesi duyulmalı, hakları teslim edilmelidir.

Polislerimizin insanca yaşayabileceği bir gelir seviyesine kavuşması, Fazla mesai ücretlerinin adil şekilde ödenmesi, çalışma saatlerinin düzenlenmesi ve sosyal haklarının güçlendirilmesi bir zorunluluktur.

Polis Meslek Kanunu bir an önce çıkarılmalı; Polislerimizin yıllardır dile getirdiği talepler karşılık bulmalıdır. Güvenliği sağlayanların da güvende olduğu bir sistem inşa edilmelidir.”