Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul Milletvekili Mustafa Kaya, Ekonomik ve Sosyal Araştırmalar Merkezi (ESAM) tarafından düzenlenen Geleneksel Çarşamba Konferansı’nda bölgesel gelişmeler ve Mekke İttifakı üzerine kapsamlı bir sunum gerçekleştirdi.
Dünyadaki güç mücadelesinin arka planını ticaret yolları, enerji kaynakları ve jeopolitik rekabet üzerinden değerlendiren Kaya, Mekke İttifakı’nın ortaya çıkış sürecinden anlaşmanın maddelerine kadar birçok başlıkta dikkat çeken değerlendirmelerde bulundu.
Küresel rekabetin merkezinde ticaret yolları var
Dünyadaki gelişmeleri değerlendirirken öncelikle Çin’in Kuşak ve Yol Projesi ile ABD’nin buna karşı geliştirdiği Hindistan-Ortadoğu-Avrupa Ekonomik Koridoru'na (IMEC) dikkat çeken Kaya, küresel güç mücadelesinin önemli ölçüde ticaret güzergâhları üzerinden yürüdüğünü söyledi. Çin’in ekonomik büyümesinin Batı açısından yeni bir rekabet alanı oluşturduğunu belirten Kaya, IMEC projesinin bu rekabete karşı geliştirildiğini ifade etti.
Eylül 2023'te G20 Zirvesi'nde duyurulan IMEC projesinin Hindistan'ın Mumbai kentinden başlayarak Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan, Ürdün ve İsrail'in Hayfa Limanı üzerinden Yunanistan'a uzandığını hatırlatan Kaya, projenin en dikkat çekici yönünün Türkiye'yi güzergâhın dışında bırakması olduğunu kaydetti.
Kaya, “Hayfa'dan Yunanistan'a doğrudan çizilen bir hat var. Yani Türkiye'nin baypas edildiği, Türkiye'nin yok sayıldığı bir hat var. Hindistan, Ortadoğu, Avrupa Ekonomik Koridoru. Neye karşı? Çin'in Bir Kuşak Bir Yol Projesi'ne karşı” ifadelerini kullandı.
Hürmüz'deki gelişmelerin arkasında ticaret hattı var
Hürmüz Boğazı'nda yaşanan gelişmelerin yalnızca nükleer tartışmalar üzerinden okunamayacağını belirten Kaya, bölgedeki mücadelenin temelinde ticaret güzergâhlarının kontrolünün bulunduğunu dile getirdi. Hürmüz Boğazı'nın dünya petrolünün yaklaşık beşte birinin geçiş noktası olduğuna işaret eden Kaya, Babülmendep, Süveyş Kanalı ve Türk Boğazları'nın da küresel ticaret açısından kritik konumda bulunduğunu söyledi.
Akdeniz'in dünya sularının yaklaşık yüzde 1'ini oluşturmasına rağmen dünya deniz ticaretinin üçte birine ev sahipliği yaptığını belirten Kaya, bölgenin enerji kaynakları bakımından da stratejik önem taşıdığını vurguladı. Dünyadaki yedi önemli su yolunun beşinin Müslüman ülkelerin çevresinde bulunduğunu ifade eden Kaya, “Hürmüz Boğazı'na bakınız, Malakka Boğazı'na, Türk Boğazları'na bakınız, Süveyş Kanalı'na, Babülmendep'e bakınız. Bunların tamamı dünyada şu anda ticaretin aslında tamamen İslam ülkelerinin çevresinde döndüğünün gerekçesi” dedi.
“İran'a yönelik saldırıların arkasında bu rekabet var”
Çin'in enerji tedarikinde Venezuela ve İran'ın önemli bir konumda bulunduğunu belirten Kaya, Venezuela'da yaşanan gelişmelerin ardından İran'ın da küresel güç mücadelesinin merkezindeki ülkelerden biri haline geldiğini söyledi.
ABD'nin bölgedeki hamlelerini IMEC projesiyle birlikte değerlendirmek gerektiğini kaydeden Kaya, İran'a yönelik saldırıların arka planında ticaret ve enerji güzergâhlarının kontrolünün bulunduğunu ifade etti.
Kaya, “Bugün Hürmüz'de İran'ın nükleer kapasitesini zayıflatmak adıyla atılan adımlar tamamen hikâyeden ibaret. İşin özünde bu ticaret yoluna hâkim olma düşüncesi var. Bu ticaret yolunu ele geçirme düşüncesi var” diye konuştu.
“Beyaz kuşak” önerisini hatırlattı
Mekke İttifakı'nı bu küresel ve bölgesel gelişmeler çerçevesinde değerlendiren Kaya, Saadet Partisi'nin uzun süredir bölge ülkeleri arasında saldırmazlık anlaşması yapılması yönünde bir yaklaşım ortaya koyduğunu belirtti.
Merhum Oğuzhan Asiltürk'ün yıllar önce Türkiye ile İran arasında saldırmazlık anlaşması yapılması gerektiğini dile getirdiğini aktaran Kaya, bu yaklaşımın daha sonra genişletilerek Türkiye, İran, Pakistan, Mısır ve Suudi Arabistan'ı kapsayacak şekilde gündeme getirildiğini söyledi.
Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan'ın bu öneriyi ABD'nin “Yeşil Kuşak” yaklaşımına karşı “Beyaz Kuşak” olarak nitelendirdiğini hatırlatan Kaya, amaçlarının bölge ülkeleri arasındaki etnik ve mezhepsel ayrılıkların çatışma alanına dönüştürülmesini engellemek olduğunu ifade etti.
Kaya, “Bu dört ülke kendi arasında saldırmazlık anlaşması imzalasın, beşinci ülke de Suudi Arabistan olsun dedik. Bu ittifak gerçekleşirse büyük Ortadoğu Projesi'nin yapmaya çalıştığının önüne geçmiş oluyoruz. Etnik ve mezhepsel farklılıklar üzerinden oluşturulan fay hatlarını güvenceye alıyoruz” değerlendirmesinde bulundu.
“Mısır ve İran da bu anlaşmaya dahil edilmeliydi”
Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında 7 Ağustos'ta imzalanan Mekke Anlaşması'nı değerlendiren Kaya, anlaşmanın ortaya çıkışında Suudi Arabistan'ın değişen güvenlik anlayışının etkili olduğunu söyledi.
2025'teki 12 Gün Savaşları ile 28 Şubat 2026'da başlayan saldırıların Körfez ülkelerinin güvenlik politikalarını yeniden değerlendirmesine neden olduğunu belirten Kaya, Suudi Arabistan'ın artık ABD'nin kendisini koruyamayacağı düşüncesiyle yeni arayışlara yöneldiğini kaydetti.
Saadet Partisi olarak anlaşmanın ilk gündeme geldiği süreçte İran ve Mısır'ın da ittifaka dahil edilmesi gerektiğini dile getirdiklerini belirten Kaya, anlaşmanın İran'a karşı bir oluşum olarak algılanmasının önemli bir risk taşıdığını söyledi.
Kaya, “Yaptığınız bu anlaşma, bu Mekke İttifakı denilen anlaşma son tahlilde İran'dan gelen tehditler çerçevesinde Suudi Arabistan'ın kendisini güvence altına almak adına giriştiği bir anlaşma olarak görülüyorsa burada bir sorun var” dedi.
Anlaşmanın İslam ülkeleri arasındaki sorunları derinleştirmemesi gerektiğini vurgulayan Kaya, “Şayet sizin yaptığınız bu anlaşma İslam ülkelerinin kendi arasındaki problemleri daha da derinleştirecekse bunun adının Mekke olmasının, Medine olmasının, İstanbul olmasının bir anlamı yok” ifadelerini kullandı.
“Yemen'deki iç savaşa taraf olunmamalı”
Mekke İttifakı'nın Yemen'deki iç savaşla ilişkilendirilmesinin Türkiye açısından da önemli sonuçlar doğurabileceğini belirten Kaya, Türkiye'nin bölgedeki yumuşak gücünün zarar görmemesi gerektiğini söyledi. Kaya, anlaşmaya ilişkin değerlendirmelerinde iki temel soruya odaklandıklarını belirterek, “Birincisi İran meselesindeki tavrınız ne olacak? İkincisi Yemen'deki iç savaşa karşı yaklaşımınız nedir? Şayet bu iki mesele üzerinden yeni bir tehlike bölgesi oluşturuyorsanız bunun adının ne olduğunun önemi yok” diye konuştu.
İran'dan gelen açıklamalar dikkat çekti
Mekke İttifakı'nın ilk aşamada İran tarafından tepkiyle karşılandığını ancak daha sonra Tahran yönetiminden olumlu açıklamalar geldiğini aktaran Kaya, İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan'ın 17 Ekim'de ittifaka katılmaya hazır olduklarını açıkladığını hatırlattı. İran'daki ilk tepkilerin anlaşmanın doğrudan kendilerine karşı oluşturulduğu yönünde olduğunu belirten Kaya, sonraki açıklamaların ise farklı bir yaklaşımın ortaya çıktığını gösterdiğini söyledi.
İsrail Başbakanı Netanyahu'nun gündeme getirdiği “Altıgen İttifak” söylemine de dikkat çeken Kaya, Hindistan, Yunanistan, Güney Kıbrıs ve bazı Afrika ile Ortadoğu ülkelerinin yer alacağı bir yapılanma arayışının bölgesel dengeler açısından yakından takip edilmesi gerektiğini ifade etti.
NATO vurgusu ve “derhal” ifadesine dikkat çekti
Mekke Anlaşması'nın TBMM'ye gönderilen metnindeki maddeleri de değerlendiren Kaya, anlaşmanın NATO'nun amaçlarıyla uyumlu olduğuna ilişkin ifadelerin soru işaretleri taşıdığını belirtti. Anlaşmanın herhangi bir ülkeyi hedef almadığına yönelik açıklamaları hatırlatan Kaya, NATO ile Mekke İttifakı arasında ileride çıkar çatışması yaşanması ihtimalinde hangi iradenin belirleyici olacağının açıklığa kavuşturulması gerektiğini söyledi.
Kaya, “NATO'nun Avrupa-Atlantik güvenliği bağlamındaki amaçlarıyla da uyumludur cümlesini anlayamadım. Çünkü NATO'nun en önemli önceliklerinden birisi İsrail'in güvenliğidir. İsrail'in güvenliği olduğu için bölgede özellikle bu kriz alanlarından birisidir” ifadelerini kullandı.
Anlaşmada yer alan “taraflardan herhangi birine yönelik dış kaynaklı silahlı saldırının tüm taraflara yönelik saldırı olarak kabul edilmesi” ve diğer tarafların “derhal” yardım etmesini öngören hükme de değinen Kaya, olası provokasyonların ve yanlış değerlendirmelerin ülkeleri istemedikleri çatışmaların içine çekebileceği uyarısında bulundu.
“Derhal” ifadesinin önemine dikkat çeken Kaya, “Herhangi bir provokasyon olursa ve bunun provokasyon olduğu anlaşılana kadar bir süre geçerse, siz de 'derhal' dediğiniz için anında fotoğrafı tam olarak çekemediğiniz için bir savaşın içine girerseniz bunun sonucunu kim yönetecek?” diye sordu.
“Terörist tanımını kim yapacak?”
Anlaşmanın terörle mücadele ve istihbarat paylaşımına ilişkin maddelerini de eleştirel bir gözle değerlendiren Kaya, terörizmin tanımının ülkeler arasında farklılık gösterebileceğine işaret etti. Kaya, “Terörizmin tanımı kime göre? Terörist kim? Arabistan'a göre Husiler terörist. Acaba bize göre de öyle mi? Veya Pakistan'a göre öyle mi? Hizbullah terörist mi? Hamas terörist mi? Bu terörizmin tanımını kim yapacak?” ifadelerini kullandı.
İstihbarat paylaşımına ilişkin hükümlerin de açıklığa kavuşturulması gerektiğini belirten Kaya, tarafların daha önce farklı ülkelerle yaptıkları anlaşmalar kapsamında elde ettikleri istihbarat bilgilerinin ne ölçüde paylaşılacağının önemli bir soru işareti olduğunu dile getirdi.
“Bugün bu anlaşmayla ilgili endişeliyiz”
Konuşmasının sonunda Mekke İttifakı'nın bölgesel gelişmeler açısından taşıdığı risk ve fırsatları birlikte değerlendirmek gerektiğini belirten Kaya, anlaşmanın zamanlamasının ve oluşturulduğu zeminin yanlış olduğunu söyledi. İran ve Mısır'ın da sürece dahil edilmesi, bölge ülkeleri arasındaki sorunların giderilmesi ve kamuoyunun anlaşmanın içeriği hakkında sağlıklı şekilde bilgilendirilmesi halinde çok daha farklı bir tablonun ortaya çıkabileceğini ifade eden Kaya, şu değerlendirmede bulundu:
“Zamanı ve zemini doğru planlanmış olsaydı, kamuoyu bilgilendirmesi sağlıklı bir şekilde yapılmış olsaydı, İran ve Mısır'la ilgili kararlar da alınmış olsaydı bugün çok farklı şeyler konuşuyor olurduk. Ama öyle bir zamanda, çatışmaların ve iç savaşların olduğu bir dönemde gündeme getirildi ki şu anda biz bu anlaşmayla ilgili endişeli olduğumuzu ifade etmek istiyoruz.”



