Hayatı

Hoca İshak Efendi’nin doğum tarihi ve hayatının ilk yılları konusunda çok fazla bilgi mevcut değildir. Onu hakkında bize bilgi veren Tarih-i Cevdet, Tarih-i Lütfi, Kâmus el-Alâm, Sicillî-i Osmanî gibi kaynaklar Hoca İshak Efendi’nin Yunanistan’ın Arnavutluk sınırında bulunan Yanya’nın Narda kasabasında Musevi bir aileye mensup olarak doğduğu hususunda birleşmektedir.  İshak Efendi’nin Mühendishâne’deki tahsilinden öncesine dair herhangi bir bilgi bulunmamakla birlikte, İstanbul’a gitmeden önce Arapça, Türkçe, Farsça, Yunanca, Latince ve Fransızca öğrenmiş olduğu bilinmektedir. Kendisi İbraniceyi aile muhitinde, Yunancayı doğduğu kasabada öğrenmiştir. Türkçe, Arapça ve Farsça biliyor olması ise onun İslamiyet’i erken yaşta kabulünü ve sonrasında iyi bir medrese tahsilinden geçtiğini göstermektedir. Fransızca ve Latinceyi bilmesi ise daha sonra Avrupa bilim dünyasının gündemini yakından takip etmesine imkân sağlayacak, böylece Mühendishâne-i Berrî-i Hümâyûn’da mühendislik ve tabiî ilimlere dair Avrupa’dan getirilen çoğu Fransızca olan kitaplarla kapsamlı bir kütüphane oluşturacaktır. İshak Efendi İstanbul’a gittiğinde Mühendishâne-i Berrî-i Hümâyûn’a talebe olarak girmiş, 1806-1815 yıllarını burada eğitim görerek geçirmiştir. İshak Efendi Mühendishâne’deki talebeliği esnasında zekası, bilgisi ve çalışkanlığıyla Osmanlı’da modern matematiğin öncülüğünü yapmış olan Başhoca Hüseyin Rıfkı Tamânî’nin dikkatini çekmiştir. Tamânî 1816’da Medine’deki mübarek binaların tamiri ile görevlendirildiğinde, İshak Efendi’yi yardımcı olarak yanında götürmüştür. Medine’deki görevinden bir müddet sonra İstanbul’a dönmüş olan İshak Efendi’nin 1823-24 tarihinde Mühendishâne’nin son sınıfına 45 kuruş maaşla “şakird” olmuştur. Mezun olduktan sonra Mühendishâne-i Berrî-i Hümâyûn’da matematik hocalığına başlayan İshak Efendi’nin Sâmi ve Bahâi adlı iki oğlu bir de kızı vardır. 1824’te Divân-ı Hümâyûn tercümanı olmuş, aynı zamanda Mühendishâne’deki görevini de devam ettirmek şartıyla bu vazifesini 1829 senesine kadar devam ettirmiştir. Bu süreçte İshak Efendi hakkında ileri sürülen töhmet, 1829 senesinin son aylarında onun Balkanlar ve sahillerdeki istihkamların kontrol ve tamiriyle vazifelendirilmesine sebep olmuştur. Temmuz 1829’da Balkanlara gönderilen İshak Efendi, bu görevinden 1830’da dönmüştür. 1830’un sonunda kendisinin Mühendishâne’ye başhoca olarak tayini kararlaştırılmıştır. 1834 tarihinde, İshak Efendi başhoca iken Medine’deki mübarek binaların tamiriyle vazifelendirilmiş, Şubat 1836’da Medine’den İstanbul’a dönüş yolunda vefat etmiştir. Hasköy’de Mühendishâne yakınındaki mezarlığa üzerine “Divan-i Hümâyûn sabık serhalifesi ve Mühendishâne-i Hümâyûn Başhocası el-Hacc Hâfız İshak Efendi” ibaresi bulunan bir taş dikilerek hatırası yad edilmiştir. Dönemin gazetesi olan Takvîm-i Vekâyi, İshak Efendi’den “Devrin İkinci Katip Çelebi’si” olarak bahsetmiş ve şahsı hakkında methiyelerde bulunmuştur. 

İslam Düşünürleri

Öğretisi

Modern bilimlerin Osmanlı Devleti’ne girişine öncülük etmiş isimlerden en önemlisi olan Başhoca İshak Efendi, Mühendishâne’ye tayin olur olmaz burada birçok değişiklik yapmıştır. Öncelikle ehliyetsiz hocaların işine son vermiş ve Mühendishâne’deki derslerin işlenişini düzene sokmaya çalışmıştır. İshak Hoca’nın eğitmenliğini yaptığı son sınıfta bir günlük tedrisatta biri tatbikat olmak üzere beş ders mevcuttur. Otuz altı mühendis adayı her sabah erkenden geldikleri kütüphanede kendilerine ait olan sandalyelerde çalışmalarına başlamakta, her gün üçlü takımlara ayrılarak o günkü dersin yazı, hesap ve şekillerini sınıftaki büyük kara tahtaya nöbetleşe işlemektedirler. Derslerin işlenişi, önce hocanın dersi anlatması, sonra nöbetçilerin bunu tahtaya yazıp, talebelerin de ellerindeki yazı tahtalarına bunları kopyalaması şeklindedir. Daha sonra hoca derse dair değerlendirmesini yapar, dersin işlemleri yapılır, soru-cevap şeklinde alıştırma ile ders tamamlanmış olur ve talebeler ikinci derse kadar odalarında istirahate çekilirler. Güne Bezout’un Fransızca matematik kitabından kısa bir tercümeyle başlanır, yine bu kitaptan hidrolik bahsi işlenir, ikinci derste ise İshak Efendi’nin Mecmua-i Ulûm-i Riyâziye’sinden mekanik kısmı okutulurdu. Üçüncü ders camide öğle namazını müteakip gerçekleştirilir, burada mantıktan İsâgûcî kitabı okutulurdu. Dördüncü derste ise İshak hocanın kendi telifi olan Usûlu’s-siyâğa kitabı okutulurdu. Tatbikat dersi olan beşinci ders, halifelerden birinin o gün için seçilen bir ressam ve on talebeyi araziye çıkarıp okunan derslerin uygulamasını yaptırması şeklinde gerçekleştirilirdi. İshak Efendi’nin başhocalığı zamanında eğitim sistemine pek çok yenilik getirilmiş, yeni alet ve teçhizatlarla Mühendishânelerin donanımı kuvvetlendirilmiştir. Bunlara örnek olarak sınıfın ortasına dersin şekillerini çizme ve hesap yapma amaçlı yerleştirilen büyük kara tahta ve talebelerin dersi yazabilmeleri için tedarik edilmiş olan yazı tahtası verilebilir. İshak Efendi başhocalığı esnasında eğitim malzemesi tedariki ve Mühendishâne’de yapmış olduğu düzenlemelerin yanı sıra fen eğitimi için ihtiyaç duyulan birçok kitabı telif ve tercüme yoluyla hazırlayarak bastırmıştır.

Başhoca İshak Efendi Batı’da gelişen modern bilimin Osmanlı Devleti’ne girişine öncülük etmiş önemli bir bilim insanıdır. İshak Efendi’nin gerçekleştirdiği geniş ve hızlı tercüme hareketi ve Mühendishâne-i Berrî-i Hümâyûn’un eğitim sistemine getirdiği yenilik ve düzenlemeler Osmanlı bilim hayatında önemli gelişmelere vesile olmuştur. Hazırladığı birçok eseri ile Türk bilim ve eğitimine pek çok katkıda bulunmuş, pozitif bilimlerin Osmanlıya girişine öncülük etmiştir. İshak Efendi derslerinde gayet ciddi, çalışkan, vazifesine düşkün, meslektaşları ve talebelerince sevilip sayılan bir başhocadır. Hocalık yaptığı 1826-1834 tarihleri arasında toplam on bir ciltlik sekiz kitap hazırlamış, bu eserleri ile Kimyager Derviş Paşa, Müşir Emin Paşa ve Mirliva Esad Paşa gibi daha sonraki devirlerde modern bilimlere dair önemli çalışmalar yapacak olan bilim insanlarını yetiştirmiştir. Başhoca İshak Efendi, eserlerinin çoğunu başhocalık döneminde yazmış, sadece savaş teknikleri konusunda olan Rekzi ve Nasbu’l-hıyam ve genel askeri konuları içeren Tuhfetü’l-ümerâ fi hıfz-ı kılaf adlı iki kitabını Divan-ı Hümâyûn tercümanlığı esnasında hazırlamıştır. Başhocalık döneminde yazmış olduğu eserlerden ilki, 1831 basımlı olan Medhal fi’l-coğrafya olup, Mühendishâne’nin eski başhocalarından olan Hüseyin Rıfkı Tamânî’nin astronomiyle ilgili bir eserinin coğrafyaya dair olan kısımlarının özetidir. Bundan sonra top dökümcülüğüyle ilgili olup Fransızca bir eserden çevrilen Usulu’s-siyâğa adlı 1831-1833 yılları arasında basılmış bir eseri mevcuttur. Mühendishânede ders kitabı olarak okutulmuş olan eser, top dökümünde kullanılan maddeler ve o güne kadar kullanılan top dökme tekniklerinden bahsetmektedir. 1832-1834 yılları arasında basılmış olan Usul-i istihkâmât adlı eseri de Başhoca İshak Efendi’nin yine Fransızcadan tercüme etmiş olduğu bir eser olup yeni usul istihkamlarla ilgilidir. Üç makaleden oluşan eserin birinci makalesi savaş sanatı, muharebe ve orduların kurulması gibi konuları, ikinci makalesi küçük istihkamlar, metrisler, metrislerin inşa edilmesi gibi konuları içerirken kitabın ana bölümünü oluşturan üçüncü makalesi ise büyük istihkamlar konusunu içermektedir. 1832-1835 yılları arasında Başhoca İshak Efendi’nin astronomi ve matematik konularını ihtiva eden Aksü’l-merâyâ fi ahzi’z-zevâyâ isimli eseri yayınlanmış olup, bu eser de “Oktant-Sekstant” ve “Daire-i İn‘ikas” gibi yükseklik ve mesafe ölçen aletlerin kullanımıyla ilgili bilgiler içermektedir. Eser, daha çok pratik amaçlara hizmet etmesi için yazılmış olup, aynı sahadaki diğer eserlere göre daha kullanışlıdır. Altı bölüm halinde düzenlenmiş olan eserin mukaddimesi açı ölçmede kullanılan kaidelere dairdir. Başhoca İshak Efendi’nin bu eserler dışında Küre, Hikmet, Sekant gibi risaleleri ve Kavâid-i ressâmiye, Risâle-i ceyb ve er-Risâletü’l-berkıyye gibi yazma eserleri de mevcuttur. Bunlardan Kavâid-i ressâmiye arazi ölçümü kurallarından ve uygulamalarından bahsetmektedir.  Risale-i ceyb ise “ceyb-i afâkî” denilen bir astronomi aletinin kullanımına dairdir. Son olarak er-Risâletü’l-berkıyye aynı zamanda Deniz Lağımı Risalesi adıyla da bilinen, deniz torpillerinden bahseden Fransızcadan tercüme bir eserdir. Burada bahsedilen eserlerin dışında İshak Efendi’ye atfedilen ancak kendisine ait olup olmadığı kesin olarak tespit edilemeyen eserler de mevcuttur. Öte yandan, Başhoca İshak Efendi’nin eserlerinin en önemlisi 1831-1834 yılları arasında basılmış, Osmanlı Devleti’nin ilk pozitif bilimler ansiklopedisi Mecmua-i ulûm-i riyâziye’dir. Modern bilimlerin Osmanlı’ya girişine öncülük eden bu eser dört ciltlik ansiklopedik bir eserdir.  Fizik, kimya, biyoloji, astronomi, matematik, eczacılık, zooloji gibi pozitif bilimleri Osmanlı Devleti’ne derli toplu bir şekilde sunmaya yönelik ilk girişimdir.  Mecmua-i ulûm-i riyâziye’nin ilk iki cildi aritmetik, cebir, geometri gibi matematik konularını kapsarken üçüncü cildi fizik ve mekanikle ilgilidir. Dördüncü cilt ise kimya, mineraloji, botanik gibi konulara dairdir. Eserde konuların işlenişi, öncelikle konulara ait temel tanımların verilmesi ve ardından bu tanımları takip eden kanunların sıralanması şeklindedir. Her cildin sonunda işlenen konulara dair şekillerin sunulduğu bir şekiller bölümü mevcuttur. Konular bu şekiller üzerinden açıklamalı olarak anlatılmaktadır. Büyük kısmı çeşitli Batı kaynaklarından tercüme yoluyla hazırlanan eserde uyarlama yoluna da gidildiği görülmektedir. Birçok yeni terimi Osmanlı bilim terminolojisine katan bu eser, aynı zamanda Osmanlı Devleti’ne kimyayla ilgili bir makale sunan ilk eserdir. Öte yandan, diferansiyel ve entegral hesap gibi modern matematik konularını sunarak, modern matematiğin Osmanlı’ya girişini sağlamıştır. Eserin bir diğer önemli özelliği, sunduğu bilgiler bakımından Osmanlı askerî eğitim müesseselerinde Batı fen eğitimine denk seviyede bir eğitimin verilebilmesine olanak sağlamış olmasıdır. Mecmua-i ulûm-i riyâziye’nin 1841-1845 yılları arasında Mısır Bulak matbaasında tekrar basılması sahadaki etkisinin büyüklüğünün ve modern Batı bilimlerinin Osmanlı’ya aktarımındaki rolünün bir göstergesidir. Başhoca İshak Efendi, telif ettiği ve Batı kaynaklarından tercüme ettiği pek çok eseriyle Osmanlı bilim literatürüne çok önemli katkılarda bulunmuştur. Bu katkılarında, Mühendishâne-i Berrî-i Hümâyûn’un kendi matbaasının olması ve arzu ettiği eserleri rahatlıkla yayınlayabilmesinin etkisi de mevcuttur. Başhoca İshak Efendi, tercüme ettiği eserlerdeki bilimsel terimleri doğrudan nakletmek yerine bunların Osmanlıcadaki karşılığını bularak aktarmaya özen göstermiştir. Öte yandan, Arapça ifadeleri zahmetli olan terimler yerine bunların yabancı dildeki karşılıklarını kullandığı ve kendisinden önce türetilmiş fakat eserlerindeki kullanımıyla yerleşmesine vesile olduğu birtakım terimler de mevcuttur. Buna ilk defa Hekimbaşı Mustafa Behçet Efendi tarafından kullanılan “Oksijen” ve “Hidrojen” terimlerinin karşılıkları olan “Müvellidülhumuza” ve “Müvellidülmâ” terimlerinin İshak Efendi’nin eserleri sayesinde uzun yıllar Osmanlı kimya terminolojisinde kullanılması örnek olarak verilebilir. Böylece İshak Efendi, yayınlamış olduğu eserlerle Osmanlı bilim literatürüne ciddi bir katkı sağlamış olduğu gibi, Osmanlı bilim terminolojisine de önemli katkılarda bulunmuştur.

Öne Çıkan Eserleri

  • Mecmûa-i Ulûm-i Riyâziyye: Matbaa-i Amire, İstanbul 1831-1834; Bulak Matbaası, Mısır 1841-1845.

  • Rekz ve Nasbü’l-Hıyâm: Dersaadet, İstanbul 1826.

  • Tuhfetü’l-Ümerâ fî Hıfzı’l-Kıl’â: Dersaadet, İstanbul 1827.

  • Medhal fi’l-Coğrafya: Dersaadet, İstanbul 1831.

  • Usûlü’s-Siyâga: Tophane-i Amire, İstanbul [ty.].

  • Usûl-i İstihkâmât: Matbaa-i Amire, İstanbul 1834.

  • Aksü’l-Merâyâ fî Ahzi’z-Zevâyâ: Matbaa-i Amire, İstanbul 1834.

  • Kavâid-i Ressâmiyye: İstanbul Üniversitesi Nadir Eserler Ktp., TY, nr. 6829. 

  • Risâle-i Ceyb: İstanbul Üniversitesi Nadir Eserler Ktp., TY, nr. 714.

  • er-Risâletü’l-Berkıyye fî Âlâti’r-Ra‘diyye: Kandilli Rasathânesi Ktp., nr. 168/2, vr. 21b-49b.

Kaynak: İslam Düşünce Atlası
Dijital Yapım: MÜSİDER ve TV5 Televizyonu