Hayatı

Divan şiirinin son temsilcilerinden olan İzzet Molla, İstanbul’da dünyaya gelmiştir. Asıl adı Mehmet İzzet’tir. III. Selim devrinin muhteris, sözünü sakınmaz ve talihsiz kazaskerlerinden Keçecizâde Salih Efendi’nin oğludur. Babasını küçük yaşta kaybeden İzzet Molla, oldukça zor koşullar altında medrese eğitimini tamamlayarak ilmiye mesleğine giriş yapmıştır. Ancak sefahate düşkünlüğü nedeniyle görevinden uzaklaştırılmış, sonrasında da intihara teşebbüs etmiştir. Tanpınar, İzzet Molla'nın hayatının bir bakıma devrinin romanı olduğunu ve onun bu romana intihar teşebbüsü ile başladığını söyler. İzzet Molla’nın hayatı Hâlet Efendi sayesinde değişir. Bu tanışmayı Mihnet-i Keşân adlı eserinde şöyle anlatmaktadır (s. 203):

Dedim ben bilir mi idim Hâlet'i // Nasib oldu bana bunca nimeti

Olunca gelip devlete kethüdâ // Adın bilmez idim bilir kim Hüdâ.

Ancak Hâlet Efendi ile ilerleyen dostluğu aynı zamanda hayatının “mihnet” içerisinde geçmesine de sebep olur.  Bu devirde Osmanlı sarayı ve çevresinde entrikalar ve iç isyanlar baş gösterir; yenilik taraftarları ile aleyhtarları arasında amansız bir mücadele gerçekleşir. Çekişmeli ortam içerisinde Hâlet Efendi bir yandan yenilik taraftarı olmaması, bir yandan da cimri ve hesaplı bir kişiliğe sahip olması sonucunda idam edilir. İzzet Molla, Hâlet Efendi vasıtasıyla getirildiği Galata kadılığı görevinden alınır ve 1823 yılında Keşan’a sürülür. 1824 yılında Sadrazam Galib Mehmet Paşa’ya sunduğu bir kaside kabul edilince, sürgün hayatı sona erer ve İstanbul’a geri döner. Bir sonraki görevinde Mekke kadısı pâyesi alır ve Haremeyn müfettişliğine atanır. Ancak bir süre sonra Ruslara savaş ilan edilmesine karşı çıktığı yönündeki söylentiler üzerine hakkında önce idam kararı verilir, daha sonra Sivas’a sürgüne gönderilir. Sürgünde iken 43 yaşında vefat eden İzzet Molla’nın naaşı, sonraki yıllarda torunu Reşat Bey’in girişimiyle İstanbul’a getirtilir ve Avret Pazarı Canbaziye Mahallesi'nde Mustafa Bey Mescidi avlusunda bulunan babası Salih Efendi'nin yanına defnedilir (1335/1916).

İzzet Molla, devrinde çok sevilen ve kendisinden sonra da sıklıkla tekrarlanan “Bir mevsim-i baharına geldik ki âlemin // Bülbül hâmuş hav tehi gülsitân harâb” beytiyle yaşadığı döneme dair şikâyetini çok zarif bir şekilde ifade etmiştir.

İslam Düşünürleri

Öğretisi

İzzet Molla eserleriyle Osmanlı şiir geleneğini Şeyh Galib’den sonra devam ettiren isimler arasında yer alır. Ancak o eserlerinde alışılmış mesnevi geleneğinin sınırlarını zorlayarak klasik şiirin kendi içerisinden bir tekâmül ve değişim fikrini destekler. Örneğin Mihnet-Keşân adlı eseri bir anı-roman niteliğine sahiptir ve kişisel duygular, serzeniş ve üzüntüler öne çıkar. Bu yönüyle eser, Türk edebiyatında roman türü öncesinde insan psikolojisine gerçekçi bir tavırla ilk kez yaklaşır. Dahası eserde, toplumsal hayat ve bu hayatın içerisindeki insanlar ile insanî ilişkiler bütün canlılığıyla yer alır.  Tanpınar bu eseri, “yaşanan hayata açılmış bir pencere olarak” niteler ve klasik divan şiiri kültüründe yetişmiş bir şairin, şiirin geleneksel yapısının sınırlarını zorlamasını çok önemli bir gelişme olarak görür. Muhayyel anlatıcı yerine bu eserde Türk edebiyatında ilk defa kahraman anlatıcı kendi varlığını hissettirir; manzara ve tip tasvirleri öne çıkar. Yine eserde sade bir dilin kullanılması ve mahalli söyleyişlere yer verilmesi, Türk edebiyatında önemli bir yenilik adımı olarak görülür.

Köprülü’nün “klasik nazmın son üstadı” olarak nitelendirdiği İzzet Molla, ilhamını geniş ölçüde Mevlevîlikten alır ve hemen hemen bütün gazellerinin makta beyitlerinde Mevlânâ’nın adını zikreder. Şeyh Gâlib’in Hüsn ü Aşk’ına nazire olarak yazdığı Gülşen-i Aşk adlı mesnevisinde de Mevlevîliğin temelindeki aşk felsefesini anlatmaya çalışır. Şeyh Galib’in etkisi diğer eserlerinde de sıklıkla görülür.

İzzet Molla hakkındaki olumlu değerlendirmelere örnek olarak, Bursalı Mehmet Tahir’in “fâzıl bir şâir-i belîğdir ki asrının reîsü’l-üdebâsı idi...” ibaresi; Ziyâ Paşa’nın “Sınıf-ı müteahhirîne serdâr // 'İzzet Molla o rind-i güftâr // Her yolda latîfdir” mısraları; Muallim Nâci’nin "nâdirü’l-vücûd bir şâir idi” sözü zikredilebilir.

Divan edebiyatının artık son sözünü söylediği bir dönemde yaşayan İzzet Molla, kendisinden sonra gelen şairler arasında bilhassa Ziyâ Paşa üzerinde etkili olur. Nitekim Ziyâ Paşa Harâbât adlı antolojisinin III. cildine İzzet Molla’dan birçok beyit aldığı gibi eserin mukaddimesinde de ondan övgüyle söz eder.               

Öne Çıkan Eserleri

  • Divân-ı Bahâr-ı Efkâr: Bulak 1255; İstanbul 1257.

  • Gülşen-i Aşk: İstanbul 1265, 1293.

  • Mihnet- Keşân: İstanbul 1269.

Kaynak: İslam Düşünce Atlası
Dijital Yapım: MÜSİDER ve TV5 Televizyonu