Hayatı

Seyyid Muhammed Hüseynî Beheştî 24 Ekim 1928 tarihinde İsfahan’da doğdu. İran İslâm Devrimi’nin önemli öncüleri arasında yer almaktadır. Cumhûr-i İslâmî Partisi’nin ilk başkanı, İslâm Cumhuriyeti Anayasası’nı hazırlayan konseyde başkan vekilidir. Bazıları tarafından Velâyet-i fakîh teorisyeni olarak adlandırılır. Ayetullah Humeynî’nin en yakın taraftarlarından olup İslâm Cumhuriyeti’nin kurulmasında çok önemli roller üstlenmiştir.

Babası Seyyid Fadlullah Hüseynî Beheştî bir din adamı olup İsfahan’da medrese hocasıydı. Beheştî, eğitimine devlet okulunda başladıysa da 14 yaşındayken okulu bırakarak medreseye geçti. İlk olarak İsfahan’da sadr medresesinde dini eğitim almaya başladı. Burada Arapça, mantık, kelam, fıkıh ve usul dersleri aldıktan sonra Kum şehrine geçti ve burada Hüccetiye Medresesi’nde eğitimine devam etti. Kum’da Seyyid Muhakkık Damâd, Ayetullah Humeynî, Ayetullah Burucerdî, Seyyid Muhammed Naki Hansarî, Murtaza Hairi Yezdî gibi dönemin önde gelen ulemasından dersler aldı. O dönem Kum’ da felsefe hocası az olduğundan daha çok fıkıh ve usul dersleri aldı.

1948’de liseyi dışarıdan bitirdi ve Tahran Üniversitesi Makul ve Menkul Fakültesi (bugünkü İlahiyat ve İslâmî İlimler Fakültesi)’ne girdi. Yüksek lisansını burada İslâm felsefesi alanında Basit ve Bileşik Cisim başlıklı tezle tamamladı.

O dönem İran’da felsefe eğitiminin düzeyinden umudu olmadığı için Avrupa’da Batı felsefesi öğrenmeye niyetlendi ve bu konuda burs da kazandı. Ancak bu esnada Muhammed Hüseyin Tabatabaî ile tanışınca Avrupa’ya gitmekten vazgeçti ve Kum’a yerleşerek onun öğrencisi oldu. Tabatabaî’den Molla Sadrâ ve İbn Sînâ dersleri aldı. Bu arada felsefe alanında üniversitede doktoraya da başladı, ancak Almanya’ya gitmeye karar verdiğinden yarım bıraktığı doktorasını ancak 1974’te bitirebildi. Doktora tezinin başlığı Kur’ân’da Metafizik Meseleler idi.

1950-53 arasında petrolün millileştirilmesine dair siyasi oturumlara katıldıysa da asıl siyasi mücadelesi 60’lı yılların başında İmam Humeynî taraftarı olarak başladı. Bu mücadele sürerken 1965 yılında Almanya’ya gitti ve burada Hamburg İslâm Merkezinin sorumluluğunu üstlendi. Bu görevi sürdürdüğü esnada İslâmî yapılarla tanışmak amacıyla Suudi Arabistan, Türkiye, Suriye, Lübnan ve Irak’a seyahatlerde bulundu. 1970 yılında İran’a gelince kendisine yönelik uygulanan yurt dışı yasağına takıldı ve böylece burada kalmak zorunda kaldı. İran’da bir yandan siyasi faaliyetlerini sürdürürken diğer yandan resmi kurumlarda da çalıştı. Örneğin din dersi kitaplarının hazırlanmasında görev aldı.

İslâm devriminden sonra Devrim Konseyi sekreteri oldu. Bir grup arkadaşı ile birlikte Cumhûr-i İslâmî Partisi’ni kurdu ve başına geçti. Anayasa yapımı konseyine halk tarafından seçildi. İmam Humeynî tarafından Yüksek Yargı Konseyi başkanı olarak atandı. 23 Haziran 1981’de cumhurbaşkanı Benisadr görevden alınınca oluşturulan geçici cumhurbaşkanlığı konseyinin 3 üyesinden biri oldu. 28 Haziran 1981 tarihinde İran Halkın Mücahitleri Örgütü’nün Cumhûr-i İslâmî Partisi merkezine yerleştirdiği bombanın patlaması neticesinde Tahran’da hayatını kaybetti.

İslam Düşünürleri

Öğretisi

Bir yandan felsefe, diğer yandan İslâm ekonomisi gibi birçok farklı alanda çalışmalar yapmış olsa da aktif politik kişiliğinden dolayı temel olarak devrim sonrası siyasal yapıya dair görüşleri bilinmektedir. Beheştî, başlarda velâyet-i fakîh teorisinin anayasada yer almasına karşı iken, kısa süre sonra tersi pozisyon aldı ve bunun anayasada yer almasını savundu. Velâyet-i fakîh ve din adamları yönetiminin anayasal hale gelmesi konusunda o kadar etkili oldu ki, birçokları tarafından söz konusu teorinin sahibi olarak görülmektedir.

Beheştî, devrim tarihinde İslâm öncesi İran tarihine ve İran milliyetçiliğine açıkça saldıran ilk kişidir. İslâm öncesi İran’ına ait bütün değerlere saldırır ve Kuruş gibi önemli isimleri aşağılar. Başta İran bayrağı olmak üzere İran devlet ve toplum hayatından tüm İranî unsurların silinmesi gerektiğini düşünmüş ve bu konuda oldukça çaba harcamıştır. O, İran tarihini İslâm ile başlatma eğilimindeydi.

Beheştî’ye göre İran İslâm Devrimi İslâmî öğretilerden kaynaklı ontoloji ve epistemolojisi ile politik, ekonomik, kültürel ve sosyal ilişkilerde dünyaya yeni bir tanım ve yaklaşım sunmaktadır. Bu haliyle devrimi ana hedef olarak görmek yanlıştır. Son tahlilde devrim ana hedef değil, insanları İslâmî ve insanî değerlerle tanıştıracak ve onların böylece mutlu bir hayata yönelmelerini sağlayacak bir araçtan ibarettir.

Ona göre herhangi bir Müslüman kişisel meselelerde istediği müçtehide uyabilir, ancak sosyal ve devlet meselelerinde sadece bir kişinin sözü geçer ve o da İran İslâm Cumhuriyetinde dinî lider, yani rehberdir. Aynı şekilde temelde dinî olmakla birlikte sosyal ve siyasî boyutu olan alanlarda da son hüküm rehbere aittir. Devletin temel politika ve çizgisini belirleyecek olan da ancak dinî liderdir. Ne cumhurbaşkanı ne de başka bir yetkilinin böyle bir hakkı yoktur. Onların temel görevi rehberin çizdiği yola uygun doğrultuda hareket etmektir.

Öne Çıkan Eserleri

  • Hoda ez Didgahı Kur’an: Neşr-i Ferheng-i İslâmî, Tahran 1363.

  • İktisad-ı İslâmî: Neşr-i Ferheng-i İslâmî, Tahran 1362.

  • Riba der İslâm: Neşr-i Ferheng-i İslâmî, Tahran 1369.

  • Kışr-ı Cedîd der Câme-i Mâ: Cihânârâ, Tahran [t.y.].

  • Mekteb ve Tehassus: Hizb-i Cumhûrî-yi İslâmî, Tahran 1359.

Kaynak: İslam Düşünce Atlası
Dijital Yapım: MÜSİDER ve TV5 Televizyonu