Ülkemiz uzun yıllardır bir korku içinde tedirgin olduğu depremleri sıcağı sıcağına yaşama devam ediyor.
Bulunduğumuz kıta itibariyle, yaşanan baskı sonucu kaçınılmaz bir netice olan depremleri, sonradan analiz etmek yeterli olmasa da, bir sonraki için önlem almak adına incelemekte fayda var.
Bir tarafta, uzak doğu da depremleri bilenler diğer tarafta yurdumuz içinde yeni depremlerin nerelerde olabileceğini tespit edenler varken; Doğu Anadolu fay hattı ile Kuzey Anadolu fay hattı üzerinde her geçen gün yeni sarsıntılarla karşılaştığımız bir gerçek. Yarın daha küçük ve daha büyükleri ile de karşı karşıya kalma ihtimalimiz oldukça yüksek.
Bir uzman değilim amma anladığım şu; bu işin yer altı tabakası kadar yer üstü yerleşkeside hayati önem taşıyor. Yer bilimcileri bizlere en doğru yerleşim yerlerini hatırlatırken, yer üstündeki planlayıcılarda en sağlıklı yapısal çözümler noktasında bizleri uyarıyor. Ne kadar dinliyoruz derseniz, orası muamma.
Depremlerin ardından yapılan acil müdahaleye gelince, gerek AFAD'ın gerek UMKE'nin gerekse Türk Kızılayı'nın olağanüstü çalışmalar yaptığı kanaatindeyim. Hatta İHH gibi sivil toplum kuruluşlarımızın anlık müdahale ve çözüm sunmalarıyla da oldukça başarılı olduğumuz kanaatindeyim.
Ne kadar başarılıyız derseniz, vakanın sonucuna merhem sürmenin yetersiz, yeni bir vakaya karşı çözüm üretmenin başarı olduğunu düşünüyorum. Ancak her şeye rağmen, yaşadıkça öğrendiğimiz acı tecrübeler konusunda üzerimize bir başkasını tanımam.
Gelelim, Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın enkaz çalışmaları yapılırken bir yaralının kurtarıldığı an da orada olmasına. Mesleki tecrübe gereği, böyle zamanlarda özellikle ilk anlarda kim, nerede, ne yapıyor diye tahminlerde bulunabilirim.
Ancak gördüğüm tablo şu ki; enkaz altında yaralılar varken kameraların olduğu bir yerde sıraya giren onlarca kişinin, bir yaralıyı Sayın Cumhurbaşkanının önüne getirmek için beklediklerini düşünmüyorum.
Kameralar, her zaman birkaç yere odaklanır. Yardım ekipleride her zaman birkaç yerde mücadele eder. Lüzumsuz olan şey, bazı işgüzarların ne yaptığını bilmemesi olabilir. Sözün özü, bir enkazın başında belki de ilk kez bu kadar çok sayıda insanın, bir yaralı kurtarırken orada olduğu.
Sayın Erdoğan'ın ise, afet bölgesinde izlenimlerde bulunurken, bir yaralının çıkartıldığı an orada olmasını ise tesadüf olarak kabul etmek istiyorum. Çünkü, hiç bir canlımızın hiçbir canımız için bir fotoğraf karesi adına böyle bir bekleyiş içerisinde olacağını düşünmüyorum.
Gazeteci Serdar Akinan'ın provokatör olmadığını düşünürken, orada cansiparene çalışan insanlarımızında foto mankeni olmadığı kanaati ile gerek AFAD Başkanı Mehmet Güllüoğlu gerek Türk Kızılayı Başkanı Kerem Kınık ve ekip arkadaşlarının, eksik ve hatalarına rağmen canı gönülden çalıştıklarına inanıyorum.
Aslında meselenin aydınlatılması oldukça basit.
Bir gazeteci çıksa ve o yaralıya sual etse, “Size ilk ulaşıldıktan sonra neler yaşadınız” diye.