Saadet Partisi'nin Geleneksel İstanbul İftarı, Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan'ın ev sahipliğinde Yenikapı'daki Mimar Kadir Topbaş Gösteri ve Sanat Merkezi'nde yapıldı.

İftara CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı Fatih Erbakan, DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, AK Parti Genel Başkan Vekili Mustafa Elitaş, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Nuri Aslan ve davetliler katıldı.

Whatsapp Image 2026 02 21 At 22.27.24

CHP'den Saadet'e ziyaret: Erken seçim Türkiye için kaçınılmaz
CHP'den Saadet'e ziyaret: Erken seçim Türkiye için kaçınılmaz
İçeriği Görüntüle

Açılış konuşmasını yapan Saadet Partisi İstanbul İl Başkanı Tuğrul Yalçınkaya şunları dile getirdi:

Ramazan ayı; paylaşmanın, sabrın, merhametin ve dayanışmanın ayıdır. Aynı zamanda Ramazan; kalplerin birbirine yaklaştığı, kırgınlıkların onarıldığı, gönül köprülerinin yeniden kurulduğu müstesna bir zaman dilimidir. Ramazan bizlere yalnızca aç kalmayı değil, başkasının halini anlamayı da öğretir. Ramazan bizlere sadece ibadeti değil, ahlâkı ve adaleti de hatırlatır. Bugün burada farklı siyasi partilerin genel başkanları aynı sofrada buluşuyorsa, bu sadece bir protokol fotoğrafı değildir. Bu; milletimizin ihtiyaç duyduğu bir olgunluğun, bir medeniyet ahlâkının göstergesidir. Farklı düşüncelere sahip olsak da aynı sofrada oturabiliyor, aynı ekmeği bölüşebiliyor ve aynı dualara “amin” diyebiliyorsak; işte bu tablo, bu ülkenin en büyük gücüdür. Bizler inanıyoruz ki bu toprakların mayası kardeşliktir. Asırlardır bizi ayakta tutan; inancımız, kültürümüz ve birlikte yaşama irademizdir. Ramazan ayı bizlere, ayrıştıran değil birleştiren; ötekileştiren değil kucaklayan bir anlayışla hareket etmemiz gerektiğini güçlü bir şekilde hatırlatmaktadır. Bugün burada sergilenen bu birliktelik, topluma da çok kıymetli bir mesaj vermektedir. Milletimizin içinde bulunduğu bu zor zamanlarda, en çok ihtiyaç duyduğu şey; gerginlik değil sağduyu, kavga değil diyalog, ayrılık değil birliktir. Bu iftar sofraları da işte tam olarak bu ruhun yeşerdiği mekânlardır. Ramazan; bizlere sadece kendini değil, başkalarını da düşünmeyi öğretir. Komşusunu gözetmeyen bir tokun, gerçek anlamda doymuş sayılmayacağını hatırlatır. Aynı zamanda adaletin, paylaşmanın ve vicdanın hâkim olmadığı bir toplumsal ve kamu düzenin sürdürülebilir olmadığını bizlere tekrar tekrar gösterir. Dolayısıyla her birimiz, hem bireyler hem de yöneticiler olarak daha fazla sorumluluk almak zorunda olduğumuz bir dönemin içindeyiz. Bugün burada bulunmamız, hep birlikte bu sorumluluğun farkında olduğumuzun da önemli bir göstergesidir. Farklı görüşlere rağmen bir araya gelebilmek, konuşabilmek ve aynı sofrayı paylaşabilmek; milletimize umut veren çok kıymetli bir tablodur. Bu tablonun zeminini biz, içerisindeki bu güzel görüntüyü davetimize katılarak sizler oluşturdunuz.

Saadet Partisi İstanbul İl Başkanı Tuğrul Yalçınkaya'nın ardından söz alan İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Nuri Aslan, "Eğer gerçekten iyi bir hayat sürmek istiyorsak önce adaletli olmak zorundayız. Güzel bir gelecek düşlüyorsak o adalet için omuz omuza yılmadan mücadele etmek zorundayız. Tüm mazlumlar için ses çıkarmalıyız. Yanı başımızda Gazze'de evlatlar açken, masumlar can verirken bizim susmamız olmazdı. Bunun için haksız ve hukuksuz biçimde Silivri'de tutulan seçilmiş İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanımız Sayın Ekrem İmamoğlu önderliğinde Gazze'nin çığlığına asla kulaklarımızı kapatmadık. Gazze'yi kardeş şehir ilan ettik, yardım tırlarımızı dualarla Türk Kızılayına emanet ettik" dedi.

Aslan, "Makamlar gelip geçicidir, asıl olan adaletin terazisini asla bozmamaktır. Yollarımız farklı, fikirlerimiz ayrı olabilir ancak hepimiz aynı iyilik denizine su taşımakla yükümlüyüz. Çünkü bu şanlı tarih, bu aziz memleket ve bu dünya hepimizin. Gelin aynı büyük hayale sımsıkı sarılalım, mazlumun yanında saf tutalım, adaletin sesini hep birlikte yükseltelim" ifadesini kullandı.

İBB Başkan Vekili Nuri Aslan'ın ardından konuşmalarını gerçekleştiren Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı Fatih Erbakan şunları dile getirdi:

Hocamız dediğimiz zaman, aklımıza borç, faiz, zam, vergi ekonomisi yerine üretim, istihdam ve ihracat ekonomisini hayata geçiren 50 sene boyunca savunan bir lider gelmektedir. Bir defa bununla ilgili olarak denk bütçeyi gerçekleştirmiştir. Denk bütçe 1996-1997'den itibaren günümüze kadar uygulanmaya devam edilseydi, bugün Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin bir kuruş iç borcu ve dış borcu olmayacaktı. Rahmetli Erbakan Hocamız, ağır sanayi hamlesini gerçekleştirdi. 1976-1977'de 200'den fazla sanayi tesisinin temelini attı. 50 sene boyunca bu hamle sekteye uğramadan, engellenmeden devam etseydi, bugün biz Diyarbakır'da mı daha iyi bir otomobil üretiliyor yoksa Bingöl'de mi daha iyi otomobil üretiliyor, Çorum'da üretilen tanklar mı daha güçlü, Konya'da yapılan mı daha güçlü, Urfa'da yapılan uçak motoru mu daha iyi, Adıyaman'da yapılan uçak motoru mu daha iyi, bunları konuşuyor olacaktık.

54. Hükümet döneminde yapmış olduğu maaş zamları, rantiyeden, faizden, israftan kurtarıp kaynak paketleri oluşturup emekliye, memura, işçiye, çiftçiye, köylüye verilen o artışlar. Eğer aynı hızla sekteye uğramadan devam etseydi, bugün biz emeklimizin maaşının 120 bin TL olduğunu konuşuyor olacaktık. Yine Erbakan Hocamız denildiğinde aklımıza gelen D-8'dir. D-8 eğer sekteye uğramadan devam edebilseydi, bugüne kadar D-60 kurulmuş olacaktı, D-60'ın kurulduğu bir dünyada bugün Gazze'deki, Yemen'deki, Sudan'daki zulümleri konuşuyor olmayacaktık. Erbakan Hocamız dendiğinde aklımıza önce ahlak ve maneviyat gelmektedir. Bugün başörtülü bakanlarımız, milletvekillerimiz, valilerimiz varsa Erbakan Hocamızın ve dava arkadaşlarının atmış olduğu temeller dolayısıyladır. Erbakan Hocamız, iktidarda kalmış olsaydı, bugün uyuşturucudan 150 bin tutuklu ve hükümlümüz hapishanelerde olmayacaktı. Büyükşehirlerde mahalleler, arka sokaklar, çetelerin, mafyaların kontrolünde olmayacaktı. Vefatının 15'inci, doğumunun 100'üncü yıl dönümünde bir kez daha kendisini rahmetle anıyoruz. Ülkemizde ve bütün dünyada paylaşımda adaleti, yönetimde adaleti ve yargıda adaleti tesis etmeyi inşallah bizlere nasip eylesin. Erbakan Hocamızın bu icraatları ve söylemlerinde vücut bulan milli görüşün manevi mirasına en güzel şekilde sahip çıkmayı bizlere nasip eylesin.

Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı Fatih Erbakan'ın ardından konuşmalarını gerçekleştiren DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan şunları dile getirdi:

Bu ramazan ayında ülkemizde yoksulluğun derinleştiği günlerden geçiyoruz. Emeklimiz, asgari ücretlimiz, esnafımız, çiftçimiz, alın teriyle çalışan herkes, sıkıntılı günler geçiriyor. Gençlerimiz hayallerini bu ülkede değil, başka ülkelerde kuruyor artık bugün. Sanal bahis, sanal kumar, uyuşturucu toplumun iliklerine kadar nüfuz etmiş durumda. Hemen her kesimde bir ortak duygu var. Sıkışmışlık, umutsuzluk. İşte bizim görevimiz tam da burada başlıyor. Türkiye çok büyük ve çok güzel bir ülke. Avrupa'nın en büyük toprakları bizim. Avrupa'nın en büyük tarım alanları bizim. Avrupa'nın en büyük ve en genç nüfusu bizim. Bu ülkenin kaynakları var. Bu ülkenin çalışkan insanları var. Bu ülkenin potansiyeli büyük gençleri var. Peki eksik olan ne? Eksik olan adaleti, liyakati önceleyen bir yönetim anlayışı. Eksik olan dürüst ve ehil kadrolar. Eksik olan, güven, güven, güven.

Biz inanıyoruz ki doğru politikalarla, şeffaf ve hesap verebilir bir yönetim anlayışıyla, güçlü kurumlarla ülkemiz tekrar nefes alır. Ramazanın ruhuna yakışır bir şekilde, israfın değil üretimin, ayrışmanın değil dayanışmanın, belirsizliğin değil güvenin hakim olduğu bir Türkiye'ye ulaşmak mümkün. Yeter ki yönetim anlayışımızın merkezine adaleti koyalım. Yeter ki vicdanı rehber alalım. İnşallah bugünleri hep birlikte dayanışma içinde, çözüm üreterek, siyaset üreterek ve çok çalışarak atlatacağız.

Ülkemizde sorunlar büyük ama müsaadenizle bugün sizlere bir başka büyük feryadı da hatırlatmak istiyorum. Bugünlerde dünyanın gözünü kapattığı, gündemlerin arasına sıkıştırıp unutturmaya çalıştığı bir başka büyük acıyı hatırlatmak istiyorum. Gazze'den, Batı Şeria'dan yükselen o feryadı hatırlatmak istiyorum. Filistinli kardeşlerimiz, masum siviller ağır bedeller ödemeye devam ediyor. Anneler evlatsız, evlatlar annesiz kaldı. Şehirler yıkıldı, hastaneler hedef alındı. 70 binden fazla insan canından oldu. Bütün bunlar olurken, dünyanın büyük bir kesimi sustu. Ateşkesin ilanından sonra bile yüzlerce insan hayatını kaybetti, çoğu kadın, çoğu çocuk. Kim ne derse desin bizim duruşumuz net. 1967 sınırları temelinde başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız ve egemen bir Filistin devleti kurulmadan, kalıcı barıştan söz etmek mümkün olmayacak. Bir kez daha altını çizmek zorundayız, Gazze Gazzelilerindir. Gazze, bağımsız bir Filistin Devleti için direnenlerindir. Gazze, saldırılara, tehditleri, tacizlere, üzerlerine yağan bombalara rağmen topraklarını terk etmeyen Filistinli kardeşlerimizindir. Gazze'deki yetimin hakkını da savunacağız, alın terinin hakkını alamayan insanımızın hakkını da savunacağız.

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan'ın ardından kürsüye çıkan Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu şunları dile getirdi:

"Ramazan paylaşma ayıdır ama ramazan aynı zamanda muhasebe ayıdır. Bir yıl içinde neler yaşadığımızın, bir yıl sonra neler yapmamız gerektiğinin istişare ayıdır. Dünya büyük bir sistemik depremin içinden geçiyor. İslam dünyası bir ateş çemberinin etrafına sarılmış. Ülkemiz, tam da bu coğrafyanın merkezinde. Geçtiğimiz bir yıl içinde Gazze soykırımı tırmandı, tırmandı. Bir Barış Kurulu toplandı. Sözde Barış Kurulu'nun tablosuna, resmine baktığımızda, İslam dünyası liderlerinin bu kuruluşa giderken 'eğer soykırımcı İsrail orada varsa, bizim orada yerimiz yok' demesini beklerdik, denmedi. Aynı günlerde ABD'nin İsrail Büyükelçisi, dünyanın gözünün içine baka baka aynen şu sözleri söyledi: 'İsrail'in Tevrat'ın vadettiği Nil'den Fırat'a uzanan toprakları işgal etme hakkı vardır ve keşke bunu yapsalardı.'

Burada bulunan iktidar ve muhalefet partilerinin genel başkanlarına ve vekillerine sesleniyorum. ABD'in İsrail'deki bu haddini bilmez, bu küstah, bu emperyalist büyükelçisine cevap verme vaktidir. Önümüzdeki hafta TBMM açıldığında, bütün partilerin ortak önergesiyle ABD'nin İsrail Büyükelçisi'nin Türkiye topraklarına da göz diktiği bu açıklaması karşısında bütün partiler tek bir sesle, gür bir sesle TBMM'den, gazi Meclis'ten haykırmalıdır. 'Filistin bir bütün olarak Filistinlilere aittir. Nil'den Fırat'a ulaşan coğrafya hem bizim topraklarımız, vatanımız hem de tarihi mirasımızdır. Buraya uzanan her kolu kırmaya kararlıyız' diye gazi Meclisimizden ses vermelidirler. Bütün genel başkanları böyle bir inisiyatif almaya çağırıyorum. Geçtiğimiz yıl içinde İsrail Hava Kuvvetleri, İran'a, Yemen'e, Lübnan'a, Suriye'ye saldırdı. Maalesef durdurulamadı. Ödül olarak da Trump'ın sözde Barış Kurulu'na davet edildi. Yine Rohingya davası Uluslararası Adalet Divanı'nda görülüyor. Mustafa Elitaş'a Rohingya davasına müdahil olmaları çağrısında bulunuyorum. Türkiye bu davanın öncüsü olmalıdır. Türkiye, İslam alemine uzanan her elin, her sesin karşısında gür bir ses ve gür bir bilek olmalıdır.

Doğu Türkistan'da, Somali'de, Sudan'da İslam coğrafyası parçalanırken diğer taraftan da açık yüreklilikle şu itirafta bulunmak zorundayız. İslamın öngördüğü bütün değerler, başta bu iftar sofrasına adını veren adalet olmak üzere, maalesef İslam ülkelerinde bugün yaşanmıyor. Türkiye'nin içinde bulunduğu İslam ülkeleri gelir adaletinin en bozuk olduğu, şeffaflığın olmadığı, en çok uyuşturucu tüketilen, en çok bahis ve kumar oyunlarının oynandığı bir coğrafya haline geldi. Özetle dinimiz bize ne emrediyorsa, peygamberimiz sünnetiyle bize neyi göstermişse ondan kopmuşsak, biz rahat bir ramazan iftarı yapıp, sahurda görevimizi yaptığımız edasıyla uyanamayız. Bütün bunların karşısında siyasi görüşlerimizi bir kenara koyarak, hep birlikte omuz omuza vermek ve en gür bir sesle önce siyasiler olarak kendimiz topluma güzel örnek olmak, sonra ülke olarak kendimiz İslam alemine güzel örnek olmak, sonra da İslam aleminin insanlığa güzel bir örnek olması için çaba sarfetmeliyiz. Allah, Müslümanların emin olarak görüldüğü, Müslümanların vicdanlı, ahlaklı olarak görüldüğü, İslam aleminin bir örneklik teşkil ettiği günleri görmeyi bize nasip eylesin.

Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu'nun ardından sözü alan AK Parti Genel Başkan Vekili Mustafa Elitaş şunları söyledi:

7 Ekim 2023 tarihinde İsrail denen haydut devlet Gazze'ye saldırmaya başladı. O günden bu tarafa Gazze'de 70 binden fazla insanı katletti, soykırım yaptı. Soykırıma maruz kalmış bir millet bugün soykırım yaparak tarihe geçme noktasına geldi. O gün hep birlikte Türkiye'de yaşayan insanlar İslam alemi Gazze'deki soykırımı lanetlediler, önleyebilmek için ellerinden gelen gayreti gösterdiler. Hem Filistin'in 1967 sınırlarında yapıldığı gibi başkenti Doğu Kudüs olan bir Filistin Devleti'nin tüm dünyada tanınması, hayata geçirilmesi, Gazze'nin ve Gazzelilerin olacağı bir dünyanın önümüzdeki günlerde oluşmasına bu mübarek ramazanda yaptığımız dualarla ulaşacağımız kanaatindeyim.

Bizim bulunduğumuz coğrafya uzun yıllardır karmaşaların, fitnenin ve fesadın çok rahat yetiştiği ve yeşerdiği bir coğrafya. Cumhurbaşkanımız 26 Ağustos 2024'te Ahlat'ta 'Önce Türkiye'nin içini tahkim edeceğiz, daha sonra bölgemizde terörsüz bir bölge yaratmak için elimizden gelen gayreti göstereceğiz' dedi. Arkasından terörsüz Türkiye süreci başladı. Tüm siyasi partiler Terörsüz Türkiye Komisyonu'na üyeler verdiler. Yaklaşık altı aya yakın komisyon toplandı, çeşitli değerlendirmeler yaptılar ve sonunda da hemen hemen ittifakla raporunu yayınladı. İnşallah bundan sonraki süreç, o rapor çerçevesinde siyasi partilerimizin en önemli görevlerinden birisidir. 45 yıldır bu ülkeyi zor durumda bırakan terörist örgütün kendisini feshetmesi, 40 yıldır terörle mücadele eden bir ülkenin artık barış içinde yaşayabilmesinin ön adımlarını atacağız demektir. 3 Kasım 2002 seçimlerinden önce Türkiye'nin içinde bulunduğu durumla, o günden bugüne kadar gelen ekonomik gelişmelerle, milletimizin refahını artırmak için yaptırdığımız büyük gayretler sonrasında belli bir noktaya geldik. Nasıl ki TBMM'de komisyon bu konuyu başarıyla ortaya koymuşsa, bundan sonra da milletimizin direktifleri ve tavsiyeleri doğrultusunda yapacağımızı ümit ediyorum.

AK Parti Genel Başkan Vekili Mustafa Elitaş'ın ardından konuşan Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel şunları söyledi:

Özel, 20 yılı aşkın süredir devam eden geleneksel iftar sofrasına daveti nedeniyle Arıkan'ı selamladığını belirterek, şimdi farklı siyasi partilerde olsa da masanın etrafındakilerin eski Başbakan Necmettin Erbakan ile yolunun kesiştiğini hatırlattı. Özel, 1974 yılında Bülent Ecevit'in başbakanlığında kurulan CHP-MSP koalisyon hükümetini anımsatarak, şunları kaydetti:

"O tarihlerde Kıbrısımız mezalim altındayken ve tüm dünya tarafından Kıbrıs'a yapılacak bir harekat, görülmedik tehditlerle engellenmeye çalışılırken, CHP ve Milli Selamet Partisi fevkalade kıymetli bir birlikteliği ve kararlılığı göstermişlerdi. Filistin ile dayanışma noktasında hep birlikte olmuş, birbirimizden geri kalmamıştık. 71 binin üzerinde çoğu kadın ve çocuk Filistinlilerin katledildiği böyle bir süreçte, bizlerin hep birlikte davranmaları son derece önemlidir. Filistin'e, Gazze'ye bakınca, 'Orayı beğendim, orada Filistinlilerin işi yok, onları etraftaki Müslüman ülkelere yollayacağız, oraya oteller, casinolar yapacağız, orayı istiyorum' diyen Trump'ın adına Barış Kurulu dediği bir kurulla sanki Filistin'e barış getirecekmiş gibi attığı adıma mesafeli ve endişeyle yaklaşmıştık. O kurula davet edilen çok sayıda ülkenin, kurula katılmaması, 'Filistin'in kararını Filistinliler verir' demesi kıymetliydi. Türkiye Cumhuriyeti'nin adında 'barış' olduğu için katılacağını beyan ettiği bu kurula, toplantısından iki gün önce İsrail'in de dahil edilmesinden sonra hiçbir Müslüman ülkenin Filistin'in bulunmadığı, İsrail'in bulunduğu bu Barış Kurulu'nda yer almaması gerektiğini düşünüyoruz. Bu konudaki samimi beklentimizi bu mübarek ramazan akşamında bir kez daha ifade ediyorum.

"Tüm partilerin haksızlıkları kaldırma noktasında ortaklaşma ümidini kıymetli buluyorum"

Saadet Partisi'nin bu güzel ramazan sofrasına, bu geleneksel iftarlarına adalet sofraları ismini vermesini isabetli ve kıymetli bulduğumu ifade etmek isterim. Bugün, ülkemizdeki herkesin temel beklentisi adalettir. Mahkemelerde adalet istiyoruz. Sosyal yaşamda adalet istiyoruz. Gelirde, gelirin paylaşımında adalet istiyoruz. Kısacık, aç kaldığımız, yemek yemediğimiz, su içemediğimiz bu saatlerden sonra iftar sofrasında yemeğe, suya kavuştuğumuzda, kavuşamayanların açlık, yokluk çekenlerin halinden anlamak dinimizin bizlere en önemli ibadetlerden biri olarak işaret ettiği orucun önemini ifade etmekte ama her birimize açın halinden anlamak için, büyük gelir adaletsizliklerini ortadan kaldırmak için önemli görevler yüklemektedir. Saadet Partisi'nin geçmişten bugüne adil bir düzen isteyen yaklaşımıyla partimizin ve benzer düşünen tüm partilerin toplumdaki haksızlıkları, adaletsizlikleri, eşitsizlikleri kaldırma noktasında atılacak adımlarda ortaklaşma ümidini çok kıymetli buluyorum. Bundan sonraki ramazanlarda hep birlikte daha çok kazandığımız, adil bir vergi düzeniyle çok daha doğru bir şekilde, devletimizin gelirlerini artırdığımız, adil bir paylaşımla yoksulumuzun, açımızın kalmadığı bir Türkiye'ye ulaşmak hepimizin ümididir. Siyaset yapan her birimizin en önemli görevidir.

CHP Genel Başkanı Özgür Özel'in ardından kürsüye çıkan Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan şunları dile getirdi:

Orucun, Kur’an’ın, terbiyenin, ötekini gözetmenin ayı olan Ramazan ayındayız. Hatırlayacaksınız… Bundan 5-6 yıl önce, Ramazan yaz aylarına denk geliyordu…Yaz sonunda, güz mevsiminin başlamasıyla beraber yağmurlar yağmaya başlar, topraklarımız tozdan, kirden arınır. O yağmurları ve toprağın mis kokusunu hepimiz biliriz…-bir görüşe göre- Ramazan bu anlama gelen “ramda” kelimesinden türemiştir. Yani o yağmurlar nasıl yeryüzünü temizliyorsa, Ramazan’da bizleri o şekilde ferahlatan, arındıran bir aydır. Ramazan, aynı zamanda bizler için bir okuldur. Pek çok şeyi öğretir; Buluşmayı, dayanışmayı, paylaşmayı, empatiyi öğretir. Ama bana soracak olursanız, tüm bunların yanı sıra; Ramazan bize: “SADECE AÇ KALMAYI DEĞİL, AÇ BIRAKMAMAYI ÖĞRETİR.”

Biz, bu Ramazan’ı takip etmekte zorlandığımız, çok sıkıldığımız gündemleri, krizleri konuşmak yerine, iyilikleri ve güzellikleri çoğaltmak için, dayanışma ve kardeşliği büyütmek için bir fırsata çevirelim istiyoruz. Bu sebeple, bu sene, Saadet Partisi olarak, Türkiye’nin dört bir yanında “Adalet Sofraları” kuruyoruz, Aziz milletimizle bu sofralarda buluşuyoruz. Bugün bizleri kırmayarak; “adalet soframıza” teşrif ettiğiniz için tüm misafirlerimize bir kez daha yürekten teşekkür ediyorum. İyiki geldiniz, iyiki sofralarımızı şenlendirdiniz. Bu sofralar, Türkiye’nin dört bir tarafında rengi, ırkı, dili, inancı ne olursa olsun tüm kardeşlerimize açıktır. Çünkü, bu sofralarda, kimlikler değil insanlar misafir olacak. Bu sofralarda, diğergamlık olacak, muhabbet olacak. Bizim için adalet, adliye koridorlarından, mahkeme salonlarından önce SOFRADA BAŞLAR.

Bir örneği sizlerle paylaşmak istiyorum. Medine şehrini biliyorsunuz…Hicretin şehri.. Medine, Mekke’den yola çıkan Kutlu Elçi’yi Peygamberimizi bekliyor. Evs ve Hazrec kabileleri arasında uzuuun yıllar süren savaşlar olmuş. Arap kabileleri arasındaki husumet hâlâ devam ediyor. Birçok farklı inanca sahip topluluklar var. Medine şehrinin taşına toprağına güvensizlik sinmiş. Sokaklarda düşmanlık, kin ve nefret kol geziyor. Medine’de hal böyleyken, şehre Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem geliyor. Kimileri evlerin damlarına çıkmış, kimileri yollara dökülmüş, her biri bu kutlu misafiri ağırlamak için can atıyor. Herkesin merak dolu bakışları arasında şehre giren Peygamber Efendimiz kendisini bekleyen bu heyecanlı kalabalığa ilk sözleri ne olmuş biliyor musunuz? Lütfen -buraya dikkat buyurunuz- “Ben peygamberim, Cebrail’i gördüm!” Dememiş. Efendimiz, Müslüman ya da değil, farklı inançlara sahip, tüm Medinelilere sesleniyor ve şöyle söylüyor: "Ey insanlar! Selâmı aranızda yaygınlaştırın, birbirinize yemek ikram edin” İşte! Toplumsal barışın ve güvenin anahtarı budur. Selamın ve sofranın yerini hiçbir kâğıt parçası tutmaz. Tabii bunu için hiç şüphesiz, Samimiyet olmalı, gayret olmalı, heyecan olmalı.

Bizim gayretimiz, selamı aramızda yaygınlaştırma GAYRETİDİR. Bizim gayretimiz, siyasette, ekonomide, ailede, kamuda ve sokakta adaletin YENİDEN TESİS EDİLMESİ GAYRETİDİR. ADALET İÇİN: BİRLİKTELİK VE FEDAKÂRLIK.

Yunus’un şu çağrısına kulak verelim:

“Gel ey kardeş, gel de birliğe özen

Birliktir her nefsin kalesini bozan”

Hiç kendi kendine kaynar mı kazan

Çevre yanın ateş eylemeyince”

Evet!

Yunus’un dediği gibi;

Bu sofralardaki, iyilik ve güzellik aşının, merhamet ve vicdan aşının, hak ve adalet aşının pişmesi için hep birlikte, samimiyetle çalışmamız gerekir

Biz; Kutuplaşmayı ve kavgayı büyütmek için değil, kucaklaşmak için, kalpten kalbe, gönülden gönüle YOL İNŞA ETMEK istiyoruz. Ayrışmayı derinleştirmek için değil, HAK VE ADALET TEMELİNDE bir arada yaşama zeminini oluşturmak istiyoruz. Bu sebeple, işe “Adalet” ile başladık. Bu sofralarımıza “Adalet” adını verdik. Biz inanıyoruz ki; Herkes için adalet ve herkes için onurlu bir yaşam mümkündür. Yeter ki HAKKI ESAS ALALIM.

Biz bu yolu seçiyoruz. Ve bu yolda, birlikte yürümeye kararlıyız. Saadet Partimizin temel misyonu tüm yeryüzünde adalet ve barıştır. Ve tüm insanlığa çağrımız şudur: “Geliniz hep birlikte hak ve adalet ekseninde Yeni Bir Dünya kuralım.”

Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan'ın konuşmasını tamamlamasının ardından toplu fotoğraf çekildi.

Saadet Iftar-1