Seçimler gelir geçer, ayrılıklar olur gider. Dün geride kalır, bugün biter, yarın elbet gelir.

Nice tartışmalar yaşadı bu ülke. Nice kalpler kırdı bu ülkede insanlar. Ve yine yaşanan birçok şeye rağmen belkide kimse sorgulamadı yarınları.

Sadece yakın tarihe döndüğümüzde; bir 2010 referandumu canlanır gözlerimizde, bir 2014 gelir aklımıza ve yine bir 2017 hafızalarımızda yerini alır sessizce. Her biri nasıl birbirinden farklı ise de yine her biri birbirine o kadar benzer görünür mazimizde.

Bir dalgalandırma yapmanın lüzumu olmadığı kanaatindeyim. O nedenle kısa ve öz olarak ifade etmekte fayda var.

O kadar seçim geride kaldı yani bir o kadar kutuplaşma ortamını geride bıraktık ve ne yazik ki halen akıllan(a)madık. Bunu en tepeden en aşağıya ilişkilendirmek mümkün, ancak bu ahvali sadece bir kişi üzerine yüklemekte doğru değildir.

Bu mümkünsüzlüğün içerisinde; en tepenin, bir bakış açısı genişliğine, kendi çerçevesini dışarıdan iyi analiz eden bir gözlem evine ihtiyacı var. Bu açı ve ev, hayat bulmadığı için olacak ki, kişisel ihtiraslar her seferinde bir adım önde oluyor. Bu kişisel aşırılık ve güçlü istek ise, tüm aidiyetin önüne geçiyor.

Örneklendirmek gerekirse; Ak Parti Genel Başkanı Sayın Erdoğan'ın bir başka partinin herhangi bir temsilcisi ile o partiye dair görüşmesi bana garip gelmiyor. Kimseye de garip geldiğini sanmıyorum. Yine aynı şekilde; bir Cumhurbaşkanının ilçe ilçe parti kongreleri ile uğraşması. Olması gereken, bir Cumhurbaşkanının her partiye aynı ölçüde yakın olması değil mi?

Sözün özü... Siz Cumhurbaşkanısınız kardeşim.

Ailenizle herhangi bir yolculuğa çıktığınızda, aracınızın şoförü, muavini, yolcusu, istasyondaki pompacısı, muayenedeki tamircisi olamazsınız ki. Bütün her şeyi düşünen ve yöneten olabilirsiniz ancak her şeyi idare edecek bir kimse olamazsınız. Aile olmak demek, herkesin sorumluluk sahasını bilmesi ve o sahadaki görevini yapması ile mümkün olabilir. Hele ki, liyakat hayat bulursa; yayladaki imarları, santrallerdeki usülleri, okullardaki sistemi, sokaklardaki huzuru ülke olarak hep birlikte sağlayabiliriz. Kimseyi dışlamadan, hiçbir kimseyi çerçevenin dışına çıkarmadan.

Bu yazıyı kaleme aldıktan bir hafta kadar sonra aklıma şu düşünce geldi; sabah akşam eleştirdiğimiz bir kişi hayatını kaybettiğinde ne hissedeceğiz !..

Acaba, ahiretine mi üzülürüz?
Yoksa, kıymetini bilemedik, anlamamışız mı deriz?
Hem eleştiren hem de eleştirilen olarak hepimiz her şeyi gözden geçirmeliyiz.

Neyse... Demem o dur ki; insanlar birer birer sessizliği tercih ediyor ve aramızdan kendi istekleri doğrultusunda ayrılıyorlar. Milletini, yaşadığı her ana mutlu olan insanlar topluluğu haline getiremedikten ve bu dünyadan ayrılmayı tercih edecek noktaya getirdikten sonra her şey boş.

Şu kısacık dünya hayatında makamlar geçici gönüller kalıcı...