Fesih Bozan, "Ramazan Ayı, Oruç ve Düşündürmesi Gerekenler" başlıklı yazı kaleme aldı. İşte Fesih Bozan'ın yazısının tamamı...

Af, merhamet, yardımlaşma, ibadet, tefekkür, ihlas ve bereket ayı olan Ramazan ayı, Peygamber Efendimizin ifadesi ile “evveli rahmet, ortası mağfiret, sonu cehennemden kurtuluş” olan mübarek bir aydır.

Allah (cc) âlemlere rahmet olarak gönderdiği, Hz. Muhammed (SAV)’e peygamberlik görevi bu ayda verilmiş, insanlığı vahşet ve zulüm karanlığından aydınlığa çıkaran Kuran-ı Kerim, bu ayda nazil olmuştur. 

Ramazan ayını değerli kılan ve bizler için bir öğüt ve hayat rehberi olan “Peygamber Efendimizi ve Kuranı Kerimi” anlıyor ve yaşıyor muyuz?

Peygamber Efendimizi; “bir devlet Başkanı, bir komutan, bir tüccar, bir arkadaş, bir aile reisi, bir komşu, bir eğitimci olarak, hayatımızın her alanında örnek alıyor muyuz? 

Kuran-ı Kerimin, bu ayda nazil oluşu ve sevap çarpanı fazla oluşu nedeniyle, Ramazan ayında daha çok okunur. 

Okumasına okuyoruz ama ne kadar anlıyor ve yaşıyoruz? Yaşasaydık, bu kadar adaletsizlik, zulüm, sömürü, rüşvet, yolsuzluk, hırsızlık, adam kayırma, israf, savurganlık gibi ahlaksızlıklar yapılır mıydı?

Kuranı-ı Kerim’i anlasaydık, adaletsizlik, zulüm, sömürü, rüşvet, yalan, iftira, yolsuzluk, hırsızlık, adam kayırma, israf, savurganlık gibi ahlaksızlıkları yapan; din, iman, Kuran ve ezanı siyasi rant için kullanan siyasetçi ve partilere oy verir miydik? 

Peygamberimizi, Kuran-ı, İslam’ı, Ramazan ayını, Orucu doğru anlasaydık, yüzde 99’u Müslüman olan bir ülkede, yukarda saydıklarımla beraber içki, kumar, fuhuş, uyuşturucu, dolandırıcılık ve çeşitli suçlarda bu kadar artış olur muydu? Bu tür adayları önümüze koyduklarında kapılarına dayanırdık, kapılarına dayanmadık, bari oy vermezdik. 

Demek ki, inanç değerlerimizi, İslam’ı ve Müslümanlığımızı tekrar gözden geçirmek, şeklen ve ismen Müslüman olmaktan kurtulmak, hem söz ve hem de amelimizle inandığımız değerlerimize ve İslam’a uymak zorundayız. 

İslam’ın emir ve yasaklarındaki hikmet, birey ve toplumun huzur ve barışını sağlamak için eğitmeye ve dönüştürmeye yönelik olduğunu biliyoruz. Ramazan ayı ve oruçta bu anlamda bir okuldur.

Ramazan ayı ve orucu, sadece Ramazan ayına mahsus yemek, içmek ve nefsani arzulardan uzak durmak olarak görmemek gerekir. Ramazan ayı ve oruç, bir aylık eğitimdir; buradan öğrendiğimiz ve yaşadığımız iyilik ve güzellikleri, kaçındığımız haram ve kötülükleri Ramazan sonrasında da devam ettirmektir. 

Bunun da olabilmesi için, yukarıda değindiğimiz Resulullah (SAV) ve Kuran-ı Kerimi doğru anlamak gibi orucun da anlam ve hikmetini doğru kavramak gerekir.

Oruç, her şeyden önce Allah’ın Rab, bizim de ona kul oluşumuzun bir kabulü ve teslimiyetidir. Bunun gereği olarak, sadece “belli bir süre yememek, içmemek ve nefsani talepleri terk etmekle” sınırlandırmak doğru değildir. Bu itaat ve teslimiyeti hayatımızın her alanında göstermek zorundayız.

Oruç okulunda, hak, hukuk, adalet ve insan haklarından, güzel ahlak, barış ve eşitlikten yana olmayı; adaletsizlik, zulüm, haksızlık, torpil, hırsızlık, rüşvet, yolsuzluk, israf ve savurganlık yapmamayı, iftira ve yalan söylememeyi ve bunu yapanların karşısında durmayı ve destek olmamayı öğrenmektir. 

Oruç okulunda, Irkçılık ve kabilecilik yapmamayı, kendi ırkını diğer ırklardan üstün tutmamayı, toplumu kutuplaştırmamayı, kimseyi öteki görmemeyi, kin ve nefrete sebep olacak söylemlerden uzak durmayı, kimsenin suyuna, ormanına, havasına, işine aşına ve ekmek teknesine engel olmamayı veya bunları yapanlara destek olmamayı öğrenmektir. 

Oruç kardeşini zalimlerin elinde yalnız bırakmamak, İsrail’in Gazze’deki vahşetini ve soykırımını seyretmemek, İsrail’le olan ticari ilişkilerini kesmektir. Bunu yapmadığı gibi, Gazze’yi seçim malzemesi yapan iktidara destek olmamaktır. 

Oruç okulunda, muhasebeyi, tefekkürü, düşünmeyi ve sorgulamayı öğrenmektir. Aklımızı başkasının cebine koymamaktır. Dilli Allah, Peygamber ve Kuran deyip, icraatı bunlara uymayanlara kanmamak, hesap sormak ve destek olmamaktır. 

Oruç okulunda, “kendimize istediğimizi başkasına istemek, bize yapılmasını istemediğimizi başkasına yapmamayı” öğrenmektir.

Bunları yapmadığımız takdirde, Resulullah (s.a.s) Efendimizin hadisinin muhatabı olmuş oluruz.

“Yalan sözü ve yalan sözle iş yapmayı bırakmayan kişinin, yeyip içmesini terk etmesine Cenabı Hak değer vermez, O’nun buna ihtiyacı yoktur.” (Buhari)

“Nice oruç tutanlar vardır ki, tuttukları oruç karşılığında elde ettikleri şey, aç kalmış olmaktan ibarettir. Gecelerini namazla geçiren nice kimseler vardır ki, karşılığında elde ettikleri şey, sadece uykusuz kalmaktır.” (Ibn Mace)

Unutmayalım “İnanmak, inandığını yaşamaktır. Kişinin yaşam tarzı, inanç değerini gösterir.

Vesselam.