İstanbul Sözleşmesi Nedir?
İstanbul Sözleşmesi olarak anılan “Kadına Yönelik Şiddet ve Ev İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi” 11 Mayıs 2011’de İstanbul’da imzaya açılmış ve 1 Ağustos 2014'te yürürlüğe girmiştir.
(Ne gariptir ki, hep birbirlerine muhalefet eden Meclisteki AKP, CHP, MHP ve HDP bu kanuna ortak destek vermişler)
TBMM 24. yasama dönemi, 2. yasama yılı, sıra sayısı 81’de TBMM zabıtlarında sözleşmenin onaylanmasının uygun bulunduğuna dair kanun tasarısı ile Kadın-Erkek Fırsat eşitliği komisyonu ile Dışişleri Komisyonu raporları var. 11.11.2011’de Başbakan olarak Erdoğan’a tasarıyı imzalatmışlar.
Elbette biz, kadına yapılan her türlü şiddete karşıyız. Biz “cennet annelerin ayakları altındadır.” anlayışına sahibiz.
Ancak Biz burada iki tehlikeye dikkat çekiyoruz.
* Aile kurumunu dağıtma gayretleri:
Biz, kadın ve erkeği, ailenin bel kemiği ve orta direği olarak görüyoruz. Aileyi ayakta tutan ve huzuru sağlayan karı kocadır. Ancak son süreçte bütün çabaların kadınla erkeği karşı karşıya getirmeye ve aileyi ortadan kaldırmaya yönelik olduğunu görüyoruz.
Yuvanın temel taşı olan ve nesli yetiştiren kadın, sürekli dışarıya yönlendiriliyor. Çalışan kadın, “takdir edilen, ayakları üzerinde duran, özgür ve çağdaş kadın” olarak örnek model gösterilip “bakıcı parası ve kreş yardımlarıyla” kadın çalışmaya teşvik edilmektedir. Elbette kadınlar, uygun şartlarda ve bünyelerine uygun işlerde çalışabilirler. Ama “illaki her kadın ne iş olursa olsun çalışmalı” anlayışı doğru değildir. Diğer yanda “ev hanımları” ise “cahil ve çağdışı” gibi gösterilmekte ve herhangi bir maddi yardım yapılmamaktadır. “Ne iş olursa olsun her kadın çalışmalı” zihniyetiyle uzun vadede aile kurumu zarar görecek, sevgisiz büyüyen çocuklarda psikolojik sıkıntılar olacaktır.
Hâlbuki geleceğimiz olan evlatlarımızı, yetiştirme ve eğitme gibi kutsal bir görevi yerine getiren “ev hanımı” annelere de sigorta ve maaş desteği yapılmalı, “ev hanımlığı” da bir meslek olarak görülerek cazip hale getirilmeli ve kadınlar arasında herhangi bir ayırım yapılmamalıdır.
Geleceğimizin teminatı olan aile kurumunun korunması için yetkili ve etkili kişiler gerekli tedbirleri almalıdır.
* Erkekle Kadını çatıştırma gayretleri:
Dikkatli olmamız gereken ikinci konu da, kadına yönelik şiddet ve kadın cinayetlerinin artması nedeniyle oluşturulmaya çalışılan “cinsiyet düşmanlığı”dır.
Yani “erkek ve kadın birbirine güvenmemeli, birbirini düşman görmeli” algısını oluşturma çabalarıdır.
Halbuki kadın ve erkek, birbirlerinin düşmanı değil hayatın çeşitli zorluklarını, iniş ve çıkışlarını, acı ve tatlı yönlerini beraber yaşayan, hayatın yükünü beraber taşıyan, zorluklara beraber karşı koyan, sevinçleri beraber paylaşan ve her konuda birbirlerine destek olandır.
Kadın cinayetleri başta olmak üzere, insana yönelik her türlü şiddeti önlemenin yolu, Avrupa'dan kanunlar ithal etmek, milli ve manevi değerlerimize, aile yapımıza uygun olmayan, “İstanbul Sözleşmesi”ni imzalamak değil; beyinlere ve gönüllere “Allah korkusunu Allah sevgisini ve İslam’ı yaşama” pratiğini yaşatmakla olur.
Özelikle İstanbul Sözleşmesi sonrası artan boşanmalar, kadına şiddet ve kadın cinayetleri nedeniyle, bir an önce, “İstanbul Sözleşmesi” gözden geçirilmeli, ailenin yapısına zarar veren yönleri düzeltilmelidir. Bunun aciliyeti ortadadır. Maalesef kadını korumak adına kadına en büyük zarar verilmektedir.
Elbette kadınları koruyan maddeler kalmalı, ama erkeği dışlayan ve erkeği savunmasız bırakan, erkeği itibarsızlaştıran, eşleri birbirine karşı getiren, eşleri birbirinin tamamlayıcısı olarak değil birbirlerinin rakibi olarak gösteren ve ailenin dağılmasına sebep olan maddeler acilen kaldırılmalıdır.
İktidarın temel görevi, sorunları çözmek ve muhtemel sıkıntılar için tedbir almaktır.
Unutmayalım ki aile yapısını kaybeden, geleceğini kaybetmiş demektir. Ailenin korunması, başta iktidar olmak üzere, hepimizin temel görevidir.
Allahın yaratmış olduğu hikmet ve fıtrata uygun olmayan tüm girişimler ve uygulamalar, hem fertlerde hem de toplumda çok farklı sıkıntılar yaratacağı unutulmamalıdır.