Fesih Bozan "Kabileden Ümmete: Irkçılıktan Kardeşliğe" başlıklı yazı kaleme aldı.

Kabileden Ümmete: Irkçılıktan Kardeşliğe

Fesih Bozan

09.09.2026

Yeryüzü; ırk, renk, dil, inanç, kültür ve gelenekleriyle farklı olan büyük bir imtihan salonudur. Binlerce kabile, farklı dil ve sayısız gelenekle aynı gezegen üzerinde birlikte yaşıyoruz. Bu farklılıklar, insanlığın değişmez ilahi bir gerçeğidir.

Ancak insanlık tarihi boyunca kanayan en büyük yaralardan biri; bazı kavimlerin ve ırkların bu doğal farklılıklar üzerinden kendilerini üstün görmesi; diğer ırk, dil veya kültürleri ötekileştirmesi, küçümsemesi, inkâr etmesi ve hatta onları yok etmek adına şiddet uygulaması ve asimile etmeye çalışması olmuştur. Yani adı konulmasa da kabilecilik, kavmiyetçilik, ırkçılık ve faşizm zihniyeti, insanlık tarihi boyunca hep var olagelmiştir.

Oysa ırkçılık ve faşizm, insan fıtratına aykırı fikir ve inançlardır. İslam; insan doğasına ters düşen ve toplumun sosyal dokusuna zarar veren tüm batıl düşünce ve beşerî sistemleri kaldırmış; onların yerine birliği, barışı, sevgiyi, eşitliği, kardeşliği ve adaleti güçlendiren bir inanç ve zihniyet yerleştirmiştir. Yasaklanan zararlı zihniyetlerin en başında gelenlerden biri de ırkçılıktır.

Tercihimiz Olmayan Şeyler Üzerinden Üstünlük Taslayamayız

İslam, insanın kendi iradesi ve tercihi dışında sahip olduğu hiçbir özelliği üstünlük ya da aşağılanma ölçüsü olarak kabul etmez.

Hiç kimse; hangi çağda veya coğrafyada, hangi ırk, renk, dil, kabile veya aileye mensup olarak dünyaya geleceğini seçemez. Bunların tamamı insanın iradesi dışında gerçekleşen ve Allah’ın takdiriyle belirlenen özelliklerdir. Dolayısıyla insanın kendi tercihi olmayan bu özellikler üzerinden üstünlük taslaması, böbürlenmesi veya başkalarını küçümsemesi akıl ve imanla bağdaşmaz.

İnsanı değerli kılan; doğduğu yer, taşıdığı ırk, konuştuğu dil veya mensup olduğu aile değil, kendi iradesiyle ortaya koyduğu inancı, ahlakı, hak anlayışı ve güzel amelleridir.

Farklılık Allah’ın Ayetidir

Yüce Allah, Kur’an-ı Kerim’de farklılıklarımızı bir ayrışma ve çatışma unsuru değil; kendi sonsuz kudretini gösteren ilahi deliller olarak tanımlar. Rûm Suresi’nin 22. ayetinde şöyle buyrulmaktadır:

“O’nun varlığının ve kudretinin delillerinden biri de gökleri ve yeri yaratması, dillerinizin ve renklerinizin farklı olmasıdır. Şüphesiz bunda bilenler için ibretler vardır.”

Demek ki dillerimizin ve renklerimizin farklı olması tesadüf veya tercih değildir. İnsanlar arasında farklılıkların olması bir sorun değildir; asıl sorun, bu farklılıkların bir üstünlük vesilesi hâline getirilmesidir. Allah (cc), insanlığın köken birliğini ve farklı kabilelere mensup olmanın asıl gayesini Hucurât Suresi’nin 13. ayetinde şöyle açıklamıştır:

“Ey insanlar! Şüphesiz sizi bir erkek ile bir dişiden yarattık ve tanışasınız diye sizi kavimlere ve kabilelere ayırdık.”

Ayetin ifadesi son derece dikkat çekicidir: “Kavimler ve kabileler üstün olasınız diye değil, tanışasınız diye...” Ancak üstünlüğün ise takvada olduğunu ayetin devamında görüyoruz:

“Allah katında en değerli olanınız, O’na karşı gelmekten en çok sakınanınızdır (takvaca en üstün olanınızdır). Şüphesiz Allah her şeyi hakkıyla bilendir, her şeyden haberdardır.”

Bazı Terim ve Kavramları Doğru Anlamak

Çok kullandığımız veya duyduğumuz bazı kavramları doğru kavrarsak, söylem ve eylemlerimizin nereye oturduğunu ve neye hizmet ettiğini daha net anlamış oluruz:

Irkçılık (Asabiyet):

· Kelime Anlamı: Soy, ata veya kabile bağlarına aşırı tutkunluk; kendi kavmini körü körüne savunma hâli.

· Terim Anlamı: Bir kimsenin kendi ırkını, soyunu veya rengini diğerlerinden üstün görmesi; başka toplulukları kendi kanından olmadığı için hakir görmesi, ayrımcılık yapması ve adaleti kendi kavminin lehine çiğnemesidir. İslam literatüründe bu tutum, Cahiliye zihniyeti olarak kesin bir dille reddedilir.

Faşizm:

· Kelime Anlamı: Köken olarak demet veya birlik anlamına gelen İtalyanca fascio sözcüğüne dayanır.

· Terim Anlamı: Bireysel hakları reddeden; demokrasiye, özgürlüklere ve hukukun üstünlüğüne karşı çıkan, aşırı milliyetçi, otoriter, baskıcı ve ötekileştirici yönetim rejimini ve zihniyetini ifade eder.

Aynı İnançla Gelen Birlik: Ümmet

İslam’ın gelişiyle birlikte, insanların soyuna, kabilesine ve ırkına göre üstünlük taslayan cahiliye anlayışı reddedilmiş; yerine ümmet bilinci getirilmiştir. Peki, ümmet nedir?

Ümmet:

· Kelime Anlamı: Yönelmek, bir araya gelmek, bir önderin arkasında toplanan topluluk veya yol. Bir peygamberin tebliğ ettiği dine inanan ve onun yolundan giden insan topluluğu.

· Terim Anlamı: Irk, dil, coğrafya ve renk farkı gözetmeksizin aynı inanç ve değerler etrafında birleşen, Hz. Muhammed’in (s.a.v.) rehberliğini kabul etmiş Müslüman topluluğudur. Ümmet; kan bağından ziyade, inanç bağına dayanır.

Kendi Kavmini Sevmek, Başkasını Küçümsemek Değildir

Burada hassas bir ayrım yapmak gerekir. İnsanın kendi ailesini, memleketini, dilini, kültürünü veya milletini sevmesi doğaldır. Bu sevgi tek başına ırkçılık değildir. Sorun olan ve yasaklanan, kendi aidiyetini başkasını küçümseme, yok sayma veya baskı gerekçesi hâline getirmektir.

  • Kendi dilini sevmek ırkçılık değil; başka bir dili konuşanı aşağılamak, yasaklamak veya inkâr etmek ırkçılıktır.
  • Kendi kültürünü ve kimliğini yaşatmak ırkçılık değil; başka kültürleri ve kimlikleri inkar etmek, değersiz görmek veya yaşanmasını yasaklamak ırkçılıktır.
  • Kendi milletine, kavmine ve kabilesine hizmet etmek ırkçılık değil; kendi milletinden, kavminden ve ırkından olmayanın hakkını çiğnemek veya çiğneyene yardımcı olmak ırkçılıktır.
  • Bu bağlamda, Kürt halkının doğuştan gelen anadil ve kimlik gibi insani ve İslami haklarını talep etmek ırkçılık değil, bunu kabul etmemek, inkar etmek, Türklüğün veya Kürtlüğün üst kimlik olduğunu ısrar etmek ırkçılıktır.

Demek ki sorun, insanların farklı ırklara, dillere ve kültürlere sahip olması değildir. Asıl sorun, kişinin kendi ırkını, dilini veya kültürünü üstün görerek, birlikte yaşamayı, hakikati, adaleti ve hukuku bu aidiyetlerin gerisine itmesidir.

Asabiyet: Haklı-Haksız Demeden “Bizden” Demek

İslam’ın reddettiği asabiyet anlayışı tam da burada önem kazanır. Asabiyet, kişinin haklı-haksız ayrımı yapmadan sırf kendinden olduğu için kendi kavmini savunmasıdır. Cahiliye döneminin “Bizim kabilemizden olan haklıdır” zihniyetini İslam tamamen yıkmıştır. İslam’a göre ölçü “Bizden mi?” sorusu değil, “Haklı mı?” sorusudur.

Nitekim Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.), adalet ve kardeşlik sınırını şöyle çizmiştir: “Zalim de olsa mazlum da olsa kardeşine yardım et!”

Sahabiler şaşkınlıkla sordular: “Ey Allah’ın Resulü! Mazluma yardım etmeyi anladık, fakat zalim olan kardeşimize nasıl yardım edeceğiz?”

Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Onu zulümden vazgeçirir, zulmüne engel olursun. Ona yapacağın yardım işte budur.” (Buhârî, Mezâlim, 4)

Gerçek kardeşlik; yanlış yapanın yanlışını savunmak değil, kardeşini zulümden vazgeçirmektir. Kendi ırkını veya kabilesini başkasından üstün tutan ya da haksızlıkta kavmini körü körüne savunan bir kimse, Cahiliye döneminin karanlık zihniyetini ruhunda taşımaya devam ediyor demektir.

İslam’ın Irkçılığın Yerine Koyduğu Temel İlkeler

İslam, ırkçılığın kökünü kazırken yerine insanlık onurunu ve adaleti merkeze alan evrensel ilkeler koymuştur:

1. Takva: İslam’da soy, sop, servet, makam veya coğrafya üstünlük getirmez. Tek ölçüt takvadır; yani Allah’a karşı sorumluluk bilinci taşımak, Allah ve Resulünün koyduğu emir ve yasaklara uymak, hak, hukuk, adalet ve güzel ahlak dairesinde yaşamaktır.

2. Ümmet Kardeşliği: Dünyanın neresinde olursa olsun, hangi dili konuşursa konuşsun, Kelime-i Tevhid’e inanan her mümin kardeş kabul edilir. Coğrafi ve etnik sınırlar bu kardeşliği bozamaz. Yüce Allah Hucurât Suresi’nin 10. ayetinde şöyle buyurur:

“Müminler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin ve Allah’a karşı gelmekten sakının ki size merhamet edilsin.”

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) de müminlerin bu bağını tarif ederken şöyle buyurmuştur:

“Müminler birbirlerini sevmede, birbirlerine merhamet etmede ve birbirlerini korumada bir bedenin organları gibidirler. Bedenin bir organı rahatsız olursa, diğer organlar da uykusuzluk ve yüksek ateşle onun acısına ortak olur.” (Buhârî, Edeb, 27)

3. İnsanlarda Eşitlik: Tüm insanlar bir tarağın dişleri gibi eşittir. Hiç kimse doğuştan sahip olduğu nitelikler sebebiyle ayrıcalık talep edemez. Efendimiz (s.a.v.), Veda Hutbesi’nde bu gerçeği insanlığa şöyle haykırmıştır:

“Ey insanlar! Rabbiniz birdir, babanız da birdir. Hepiniz Âdem’densiniz, Âdem ise topraktandır. Arap’ın Arap olmayana, Arap olmayanın da Arap üzerine bir üstünlüğü yoktur. Beyazın siyaha, siyahın da beyaza bir üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takvadadır.”

4. İlahi Çeşitlilik ve Tanışma: Farklı ırk ve dillerde yaratılmak bir çatışma ve ayrışma sebebi değil; aksine kültür alışverişinde bulunmak ve Allah (cc) sonsuz kudretini kavramak için bir zenginliktir. Rûm 22 ve Hucurât 13’ü hatırlayalım.

Kabileden Ümmete Giden Yol

Kabilecilikten ümmet bilincine geçmek, öz kimlikten vazgeçmek demek değildir. Türk, Arap, Kürt, Boşnak, Afrikalı ya da Avrupalı; her insan İslam’ın özüyle çelişmeyen kültürünü, gelenek ve göreneklerini özgürce yaşatabilir. Mesele, kimliğini sevmek ve yaşamak değil; onu başkasına karşı bir üstünlük silahına, nefret söylemine veya hak ihlaline dönüştürmemektir.

Bugün dünya çatışmalarına baktığımızda zihniyetin çoğunlukla aynı olduğunu görüyoruz: “Bizden olan değerlidir, bizden olmayan değersizdir.” İşte İslam’ın kökten reddettiği anlayış budur.

Özetle

Bize düşen; ırkına, rengine, diline, memleketine veya kökenine bakmaksızın her insana Yaratan’dan ötürü saygı duymak; üstünlüğün yalnızca ahlak, adalet ve takvada olduğu bilinciyle yaşamaktır. Bugün en çok ihtiyacımız olan şey, kimliklerimizi büyütmekten önce insanlık değerlerini büyütmektir.

Çünkü hepimiz aynı toprağa döneceğiz ve hepimiz Hz. Âdem’in çocuklarıyız. Kendimiz için istediğimizi başkası için de istemek, bize yapılmasını istemediğimiz hiçbir şeyi başkasına yapmamak İslam ahlakının özüdür. Bu olmadı mı, İslam’ın özünden uzaklaşmaktır.

Eğer ölçümüz “bizden olan” değil de “haklı olan” ise, kabileciliğin ve ırkçılığın karanlığından ümmet ve kardeşliğin aydınlığına doğru ilerliyoruz demektir.

İşte “kabileden ümmete, ırkçılıktan kardeşliğe” giden yol budur.

Vesselam.