İsmail Müftüoğlu "Eyvallah zira ölüm var..." başlıklı yazı kaleme aldı.

"İçinizden hayra çağıran, iyiliği emredip, kötülüğü men eden bir topluluk bulunsun. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir.” (Âl-i İmrân/104)

İnsan olarak, vallahi öleceğiz. Belki bugün değil ama bir gün gelecek ve mutlaka öleceğiz. Zira Allah: “Nerede olursanız, sağlam kaleler içinde bulunsanız yine ölüm sizi bulur” (Nisâ/78) buyurmaktadır. Ölüm haktır, çünkü: “Her nefis ölümü tadacaktır” (Enbiyâ/35) ve “Yeryüzünde bulunan her şey fânidir. Ancak yüce ve cömert olan Allah bâkîdir.” (Rahmân/26-27) ayetleri nettir.

Hemen belirtelim ki, hayat varsa ölüm de vardır. Doğum, ölümün habercisidir. Nitekim dünyaya geliyoruz, sonra da ölüyoruz. Malum; “Ecel geldi cihane, baş ağrısı bahane” denir. Hz. Ali: “Her soluk (nefes) ölüme doğru bir adımdır” buyurmaktadır. Ama kimin kimden önce, ne zaman, nerde öleceği belli değildir. Ölüm gelince, hiç kimseye sormaz. Azrail gelir, canı alır, gider.

Zeki Ömer Defne der ki:

Bir gün bir mektup gelecek

Zarfsız, kâğıtsız, pulsuz

Vurulacak kapınız

Çağrılacaksınız…

Öyleyse insanda tekebbür, neyin nesidir? Yere göğe sığmayan istekler, neyin nesidir? Doyumsuz bir iştiha ile hayat sürmek, aklın alacağı iş midir? Yani topraktan geldin, mutlaka toprağa döneceksin.

Necip Fazıl’ın dile getirdiği gibi:

Gençliğine güvenip vakit çok erken derken,

Belki elveda bile diyemezsin giderken

Ölüm sıraya bakmaz. Onun için harama ve yanlışa sapmadan yaşamaya bakmak lâzım. Makamların, rütbelerin ölüme hiçbir faydası yoktur. Ölümden sonra da herkes mutlaka fiilinden hesaba çekilecektir. O hesap gününde torpil yoktur.

Ziya Osman Saba dizelerinde:

Rabbim nihayet sana itaat edeceğiz…

Artık ne kin, ne haset, ne de yaşamak hırsı,

Belki bir sabah vakti, belki gece yarısı,

Artık nefes almayı bırakıp gideceğiz.

diyerek, göz ardı edilemeyecek bir nasihatte bulunmuştur. Çünkü o büyük köprüden krallar da cumhurbaşkanları da bakanlar da generaller de herkes de mutlaka geçecektir. Orada sarayların, kasırların, köşklerin faydası olmayacak, sadece hayırlı amellerin faydası olacaktır.

Nitekim önce gelenler de sevdiler, yediler, içtiler, eğlendiler, zıkkımlandılar ve hiç ölmeyeceklerini sandıkları bir zamanda dünyayı terk edip, gittiler. Kefene sarılıp, toprağa koyuldular.

Barış Manço: “Unutma ki dünya fâni / Veren Allah alır canı” şarkısıyla ölüme dikkat çekmiştir. İnsanın bu konuda direnme gücü yoktur. Vaktinde ölümü tadacaktır.

Gurur abidesi olma, zira seni de aynı çamurlu kürekle gömecekler. Padişah olsan da, cumhurbaşkanı, başbakan, bakan, general olsan da musallaya gelecek ve er kişi / hatun kişi niyetiyle namazın kılınacak. Ne kadar yaşarsan yaşa, bir gün öleceksin, dünyada yok olacaksın. Onun için kul hakkını yemekten, haramdan ve yanlıştan vazgeçerek, temiz bir ömürle kabre gitmek eftâldir. Unutmamak gerekir ki, ölenle ölünmez.

Yunus Emre de:

Ölüm vardır yahu, sen gâfil olma;

Er yarın Hak divanında belli olur.

Demektedir. Daha ne densin? Daha ne yazılsın? Merhum Yahya Kemal de der ki:

Ölmek kaderde var, yaşayıp köhnemek hazin

Bir çare yok mudur buna yâ Rabbe’l Âlemîn

Onun için hayatta iken daima haktan, doğrudan yana olmalıyız. Malum, merhum N. Erbakan’ın bu konudaki ifadesi çok önemlidir: “Haksız bir davada zirve olmaktansa, hak davada zerre olmayı tercih ederiz.” Eyvallah, zira ölüm var.

Sonuç olarak Yahya Kemal merhumun dediği gibi:

Ölmek kaderde var, bize ürküntü vermiyor.

Lâkin vatandan ayrılışın ıztırâbı zor.

Rahman ve Rahim,

Kadir ve Muktedir,

Gaffar ve Settar olan Allah’a emanet olunuz.

“Ya Rabbi bu haftayı bize hayırlı ve bereketli kıl. Hayırlara yakın, şerlere uzak eyle.”

Selam doğru yola uyanlara olsun. (Taha/47). 16.02.2026