İsmail Müftüoğlu, "Haktan yana olanlara selam olsun" başlıklı bir yazı kaleme aldı.
Yıllar geçmesine rağmen, siyasetimizdeki gerginlik hâlâ düzelmedi. Hâlâ particilik tüm hızıyla devam etmektedir. Bu konu her gün biraz daha ivme kazanmaktadır. Herkes kendini bulunmaz Hint kumaşı sanmaktadır. Onun için siyasi, sosyal ve ekonomik çıkmazlarımız devam etmektedir.
Siyasette saygı görmek için, siyasetçi sakin olmalıdır, inandırıcı olmalıdır. Çok değil, az ve öz konuşmalı, vatandaşı ile göz temasında bulunmalı, konuşmadan önce iyi düşünmeli, ulaşılabilir olmalı, kendinden bahsetmemeli, memleket meselesini konuşmalı, yanlış işi olmamalıdır.
Ama gördüğümüz, maalesef bu saydıklarımız değil, tam aksinin zuhur ettiğidir. Ehliyete önem verilmediği, cahil kimselere ödün verildiği, eğitimsiz insanların makam sahibi yapıldığı, hatta bu gibilerin bürokratlara, elçilere, valilere, bir başka ifade ile hemen hemen tüm yöneticilere nutuk attığıdır. Bu konuşmaları yapanların cim karnında bir nokta olmadıkları da bir vakadır.
Öyle bir zamana geldik ki, kimsenin ne gülen yüzüne ne de güzel sözüne inanamıyoruz. Çünkü bu gibilerin konuşmalarından hayal kırıklığına uğruyoruz. Nursuz çehrelerini görmekten de huzursuz oluyoruz. Milletin bunlara iltifatı yoktur ama iktidar gücü var. Hz. Ali’nin buyurduğu gibi: “Aslanla gezen Kerbela’nın huyunu, çakalla gezen Yezid’in soyunu alır.” Düzgün icraat yapanlar övülür, yanlışa sapanlar da yerilir.
Unutmamak gerekir ki, zeki, bilgili, tecrübeli bir insana en büyük eziyet, cahillerin tercih ettiği bir düzende yaşamaktır. Zira kendi ayıplarıyla yüzleşmeye cesareti olmayanlar, çareyi temiz insanlara bühtanda bulunmakta görürler. Mayasında sökük olanın karakteri asla dikiş tutmaz. Ama bu gibi insanlar cahil seçmeni aldatmakta mahirdirler. Onun için bilir bilmez konuşurlar. Bunların diplomatik kariyeri de yoktur.
Malumdur ki diplomat vardır, bunlar altından daha değerlidir. Bunlar usul bilir, kural tanır. Ama bazı insanlar vardır ki, bunlar boğa yılanından daha tehlikelidir. Albert Einstein der ki: “Dünyanın yaşamak için tehlikeli bir yer olmasının nedeni, kötülük yapanlar değil, buna seyirci kalan ve hiçbir şey yapmayanlardır.” Bu gibiler yüzünden fitne yayılmakta, dürüst insanlar yerilmekte, cahil olanlar da alkışlanmaktadır.
Hemen belirtelim ki, ülkemizin meselesi de ahlaksızlar değil, ahlaksızları alkışlayan onursuzların çokluğudur. Bunun tipik örneği günümüzde yaşanmaktadır. Ehliyetsizlerin peşinde koşanların sayısı gün geçtikçe artmaktadır.
Niceleri geldi, dünya için neler istediler ama sonunda çok sevdikleri dünyayı terk edip gittiler. İhtirasları, mal yığmaları, makamları onlara fayda sağlamadı. Çünkü dünya koca bir yalan iken, gerçeği bulmak için arar, ölüm de gerçek iken hiç ölmeyecekmiş gibi yaşamaya devam eder. Ama sala okununca tabuta alınır ve kabrine taşınır, üstü toprakla kapatılır. İhtirasların zararı da berdevam eder.
Onun için, seni yok sayanı, sen onu ölmüş say. Zira hiç kimse vazgeçilmez değil. Herkes yaptığı ile anılacak ya lanetlenecek ya da hayırla anılacaktır. Önemli olan hayırla yad edilmektir. Denir ki: “Dinini tilkiden öğrenirsen, tavuk çalmayı sevap sanırsın.” Onun için de hazineyi soyup, soğana çevirirsin. Bu gibileri her gün medyada görüyoruz. Askıda ahlak kalmadı, askıda namus kalmadı, askıda vicdan kalmadı, askıda beyin de kalmadı. Etrafı ufunet sardı.
Bugünün sıkıntısı, ehliyetsiz insanların işbaşında bulunmasından kaynaklanmaktadır. İdare edenlerin kahır ekseriyetinin milli ve manevi değerleri unutmalarından ileri gelmektedir. Milletin malı deniz anlayışı maalesef günümüzde revaçtadır. Haramla beslenenlerin, rüşvet verip alanların, ülkeyi soyup soğana çevirenlerin sayısı her gün biraz daha artmaktadır.
Maalesef kimsenin İslam’ı yaşadığı yok ama İslam’ı kullanıp lüks hayat yaşayanlar, evlerinde, konaklarında israf içinde yaşayanlar her gün biraz daha artmaktadır.
Unutmamak gerekir ki, fakir fukaranın paraları ile saltanat süren ahlaksızların varlığı, bizim gibi geri zekalıların eseridir. Onları iktidara taşıyanların ahmaklığıdır. Bu ise insanların bazılarını hiç ölmeyecekmiş gibi dünyevileştirdi. Maalesef bunlar helalden kaçıp harama yuvarlandılar, sonra da ölüp gittiler.
Lee Kuan Yew diyor ki: “Eğer hırsızlar yollarda güvende yürüyorlarsa, bunun iki nedeni vardır; ya rejim büyük hırsızdır ya da halk aşırı aptaldır.” Günümüzde bunun aynısı yaşanmaktadır. Zira yanlış yapanlar söz sahibi, sömürenler alkışlanır oldu. Yönetimlerde kontrolsüzlük hat safhadadır.
Onun için iktidar olmanın tadını alanların önemli bir kısmı, bu konumunu kaybetmemek için, deri değiştiren, renkten renge giren yılan ve bukalemun gibi, her gün başka kimliklerle ortaya çıkmakta, böylece milleti aldatmaktadır.
Onun için denir ki; “Doğruları haykırmak cesur insanların işi, yanlışa doğru demek ise korkakların ve nankörlerin işidir.” Yanlış yapan iktidarlara karşı dik durmak, erdemli insanların, onaylamak ise korkakların işidir. Bunu hakka’l yakîn yaşıyoruz. Üç şey boşunadır, bu da aptal insanlara nasihat etmek, cahil ve nadan insanlarla tartışmak, iki yüzlü, riyakâr ve münafıklarla dost olmaya çalışmaktır. Malum, cahil ile etme sohbet, dönersin merkebe denir.
Günümüzde gördüğümüz; yalakalara, yandaşlara ve şartsız biat edenlere iltifat edildiğidir. Üzülmemek gerekir, zira varsın hayat yalakalara şans tanısın. Bizim gibi düşünenler, onurumuza önem verir ve onurumuza fiyat biçenlerle de ölesiye mücadeleden vazgeçmeyiz. Yaşadığımız kadar yaşasak da asla tükürülecek eli öpmeyiz. Yalancıya, talancıya asla itibar etmeyiz. Zira dünya fani, ölüm gerçek.
Onun için Ali Şerîatî der ki: “Haram lokma yerken besmele çekenlerden tiksindim.” Ama günümüz insanı ve bilhassa Müslümanı bu idrakten uzaktır.
Merhum şair Abdurrahim Karakoç’un dediği gibi:
Çıkar için laf davulu çalmadım
Hiçbir yerden makam, rütbe almadım
Bildimse söyledim; korkak olmadım
Bilmediğim yerde sustum; gel de gör.
Biz bugüne kadar doğru olanın mücadelesini verdik. ‘Adil Düzen’in sağlanması için emek sarfettik. Makam için kapı eşiklerinde dolaşmadık, ehliyetsizlerin, hele hele cahil olduklarını bildiklerimizin sözlerine asla itibar etmedik. Çünkü bizim gibi insanların yüreğinde sevgi ve merhamet vardır. Ölçüde, fikirde, mücadelede adil davranmaya çalıştık. Malum: “Hırsızlar köpeğin önüne kemik atarak evi (memleketi) soyarlar.” Sonra da koro halinde doğruluk türkülerini söylemeye başlarlar.
Hz. Ali buyuruyor ki: “Haksızlık karşısında eğilmeyiniz. Zira hakkınızla beraber şerefinizi de kaybedersiniz.” Bizden hatırlatması… Haktan yana olanlara selam olsun…
Rahman ve Rahim,
Kadir ve Muktedir,
Gaffar ve Settar olan Allah’a emanet olunuz.
“Ya Rabbi bu haftayı bize hayırlı ve bereketli kıl. Hayırlara yakın, şerlere uzak eyle.”
Selam doğru yola uyanlara olsun. (Taha/47). 19.01.2026