Kulun her meselede adalet istemesi, haksızlıkları da asla onaylamaması gerektiği, “Allah her meselede adaleti, iyiliği…emreder. Fuhuştan, fenalıktan ve azgınlıktan men eder…” (Nahl/90) ayetiyle emredilmektedir. Ayrıca: “Şüphesiz Allah size emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder…” (Nisâ/58) buyrulmaktadır. Onun için de Hz. Ömer: “El-adl-ü esasü’l mülk vez-zulmü fesadü’l mülk” demiştir.

Keza: “Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta tutan (hâkimler), adaletle şahitlik eden kimseler olun…” (Mâide/8) buyrulmaktadır. İmam Şâfiî der ki: “Adalet Allah’ın emrine uygun şekilde amelde bulunmaktır.” Yani karındaşlık, partidaşlık, yandaşlık yapmadan, kanunlara uygun davranmak, adil olmanın gereğidir. Hiçbir tesir altında kalmadan karar vermek de insan olmanın, Müslüman olmanın gereğidir.

Nitekim Hz. Ebû Bekir buyurur ki: “Adalet yeryüzünde Allah’ın terazisidir.” Onun için Ahmed b. Hanbel de der ki: “Devlet büyüklerinden herhangi biri kapısını ihtiyaç sahiplerine, fakirlere ve haksızlığa uğrayanlara kapatırsa; mutlaka Allah da ona karşı göklerin rahmet kapılarını kapatır.

Adalete, herkes ama herkes, her an muhtaçtır. Bu sebeple adaletin merhamet ve itimat telkin etmesi lazımdır. Yani ‘Roma’da adil hâkimler var’ dendiği gibi, Ankara’da da adil hâkimler var diyebilmeliyiz. Adalet kutup yıldızı gibidir, herkese yol gösterir. Ali Semerkandî’nin ifade ettiği gibi: “Yeryüzü ve gökler adalet sayesinde ayakta durur.” Adaletin olmadığı yerde de her türlü perişanlık hayat bulur.

Onun için: “İlk Osmanlı tarihçilerinden Ahmedî, ‘Dastân ve Tevârih-i Mülûk-i Âl-i Osman’ adlı eserinde, Osmanlıların adil idaresine işaretle şöyle başlamıştı:

Zulüm, kanun ve düzen maskesine sokulunca,

Halk tarafından kolaylıkla adâlet sanılır.

Bu zulmün ustalarının hikâyesi çok nakledildi,

Gelin şimdi adâlet ustalarını, Osmanlıları anlatalım.

Hem Müslüman hem de âdil olan,

Bu hükümdarları tanıyalım, kutlayalım.

Şüphesiz hem Osmanlı padişahları, hem de bütün İslam hükümdarları adalete büyük önem vermişti.” (Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil, Adalet Ustaları, sh:7)

Malum, denir ki: Adalet; herkese kendine ait olanı vermektir. Zira mülkün ve huzurun devamlılığı ancak adaletle kaim olabilir.

Hemen belirtelim ki, adaletin siyasallaştığı yerde her türlü zulüm devreye girer. O zaman da siyasi baskı artar. Oysa adalet halkın dirliği ve düzeni, idarecilerin ise süsü ve güzelliğidir.

Merhum A. Nihat Asya’nın dizelerinde yer aldığı gibi:

‘Zalim’ demedim kimseye, ‘hain’ demedim,

Vurdun bana ey el, ‘ne bu hâlin!’ demedim,

İnsanlık için dua dua yalvardım,

Tel’ine ve bedduaya ‘âmin!’ demedim.

Temeli adalet olmayan bir toplumun binası çürük olur. Ufak bir sarsıntı sonucu yıkılır. Onun için adaletin değirmeni kıvamında dönerse, iyi döner. Sonuçta nefeslenmeye vesile olur. Kılıcın yapamadığını adalet yapar ama zulüm kapıdan girerse o zaman adalet bacadan çıkar. O ahvalde de toplumda ümitsizlik zirve yapar.

Bundan dolayıdır ki, adil davranan yöneticilerin elinde kalkınma ziyadeleşir. İnsanlar arasında memnuniyet zirve yapmaya başlar, adam kayırmacılığı buharlaşır. Aracıya tevessül edilmeden, herkes hak ettiğini alır. İmkânlar, ihaleler muayyen kişilere verilmez, bu gibilerin arkasında durulmaz. Siyasi baskı yapılmadan, iş ehline teslim edilir. Adaletten yoksun olan bir millet, özgür de olamaz. Victor Hugo’nun dediği gibi: “İyi olmak kolaydır, zor olan adil olmaktır.

“Ey iman edenler! Kendiniz, ana-babanız ve yakınlarınız aleyhine de olsa Allah için şahitlik ederek adaleti gözetin. İster zengin olsun, ister fakir… Allah onlara sizden daha yakındır. Öyleyse hevâ ve heveslere uyup da adaletsizlik etmeyin. Eğer dilinizi eğip, bükerseniz veya çekinirseniz bilin ki, Allah işlediklerinizden hiç şüphesiz haberdardır.” (Nisâ/135) emri açıktır. Allah bilendir, duyandır, görendir.

Kenâr-ı Dicle’de bir kurt aşırsa koyunu,

Gelir de adl-i İlâhî sorar Ömer’den onu!

Mehmet Akif’in dizelerinde yer alan bu anlayışa gelebilmek, ‘Adil Düzen’le mümkün olabilir. Batılı ideolojiler, izm’lerle böyle bir adaletin sağlanması mümkün değildir. Zira kanunların tamamı dünyevileşmenin temini için vardır, gücü hak tanır. Ama unutmamak gerekir ki:

Kimsesiz hiç kimse yok, herkesin var kimsesi,

Kimsesiz kaldım, yetiş ey kimsesizler kimsesi

Malum, Allah insana şah damarından daha yakındır. O, haksızlıklara, siyasi baskılara geçit vermez. Her konuda adalet ister. O’na torpil de geçmez. Onun için:

Kâşâne-i gerdûn yıkılır, âha dayanmaz

Canlar yakanın sanma ki can ü dili yanmaz.

Nitekim dünya, etme bulma dünyasıdır. Denildiği gibi:

Halka gadr eyleyenin (idarecinin) âkıbeti hayr olmaz

Kendi bulmazsa da bir gün olur evlâdı bulur.

Çünkü Allah adildir. Taraf tutan, adaletten ayrılan, zulme zemin hazırlayanın akıbeti hüsrandır. Onlar gibiler için denir ki:

Ne kendi eyledi rahat, ne halka verdi huzur

Yıkıldı gitti cihandan, dayansın ehl-i kubur.

Çünkü:

Kısmetindir gezdiren yer yer seni

Arşa çıksan (böbürlenme) âkıbet yer yer seni

Sonuç olarak:

Ne yâr-ı gaari-i tâlî ne izz ü câh yapar

Yaparsa hâne-i maksûdunu İlâh yapar

Yani, dileklerinin tahakkukunu istiyorsan; bu, ne talihinin sana dost olmasından husul bulur, ne yüksek değerde bir insan oluşundan ne de ikbal mevkiine sahip bulunuşundan. Dileklerini, emellerini hakikat yapacak (olan) ancak ve ancak hazreti Allah’tır. Unutma, yeter ki doğru yolda ol, adil ol…

Rahman ve Rahim,

Kadir ve Muktedir,

Gaffar ve Settar olan Allah’a emanet olunuz.

“Ya Rabbi bu haftayı bize hayırlı ve bereketli kıl. Hayırlara yakın, şerlere uzak eyle.”

Selam doğru yola uyanlara olsun. (Taha/47). 23.02.2026