Bilindiği gibi, birkaç gün önce Sayın Temel Karamollaoğlu Sayın Erdoğan’ı ziyaret ederek ülkemizin ve vatandaşlarımızın yaşadığı sorunları konuşmuşlardı.

İki saat yirmi dakikalık görüşmenin içeriği hakkında Temel Bey’in yaptığı açıklamanın bir-iki noktasına temas etmek istiyorum.

Temel Bey, her ne kadar sorunları ifade etmişse de Sayın Cumhurbaşkanı, “hem ekonomik yönden hem de dış politikadaki gelişmeler yönünden her şeyin dört dörtlük olduğu kanaatini taşıdığı ve %50+1 dışında hiçbir problem görmediğini, çiftçi ve fındık üreticilerinin de ‘çok memnun’ olduğunu” söylemiş. Artan enflasyon ve işsizlik rakamlarıyla ilgili olarak ta, “Türkiye’nin çok iyi bir noktada olduğunu, muhalefetin bunu abarttığını düşünüyormuş.”

Bu bakış çok garip. Sayın Cumhurbaşkanı, yaşadığı saraydan, buzlu camların arkasından mı ülkeyi seyrediyor acaba?

Bu ifadeleri iki noktada değerlendirmek mümkün;

• “Tok açın halinden anlamaz” atasözünden yola çıkarak, para, mal, servet, makam ve mevki gibi şeyleri elde etmiş, her türlü ihtiyaç ve açlığını gidermiş ve bunlara doymuş olanlar, yoksulların çektikleri sıkıntıyı, içine düştükleri geçim darlığını anlamazlar.

Kaldı ki, Cumhurbaşkanı gibi, kim yüz bin maaş alsa, konut kirası, doğalgaz, elektrik, su, bindiği araç ve yakıtının parasını vermezse, O’nu elbette ki hayat pahalılığı etkilemez ve O’nun için hayat dört dörtlük olur. Etrafında, bakanlar, milletvekilleri ve dört-beş yerden maaş alanlar olduğu için de fakirlerin yaşadığı sıkıntıları elbette görmez olur.

• Eksik ve yanlış bilgi diye kabul edelim. Peki Cumhurbaşkanının onlarca danışmanı, bakanları, milletvekilleri ve teşkilatları var. Vatandaşın yaşadığı sıkıntıları, hiçbiri mi doğru aktarmıyor? Bunların görevi sadece “kralım çok yaşa” deyip, doğru yanlış her yapılana alkış tutmak mıdır?

O zaman Cumhurbaşkanı, çevresindekilerin söylemediği ve muhalefetin de abarttığı (!) bu sıkıntıları bizzat görmek için, zaman zaman, tebdili kıyafetle, ticari bir taksi çağırarak saraydan ayrılıp halkın içine girmelidir. Meselâ ziraat odalarına giderek çiftçilerin gübre, kimyevi ilaç ve mazotu kaça aldıklarını, marketlere giderek raflardaki fiyatları, kasaba giderek etin fiyatını, emlakçıya giderek konutların fiyat ve kiraları sorması, marketlerdeki kasiyerlerin ne kadar ücretle çalıştıklarını, esnafa uğrayıp satış ve giderlerini sormalıdır. Sayısı on milyon civarı olan işsizlerin, zor şartlarda üniversiteyi bitirdiği halde iş bulamayan üniversite mezunlarının, KHK mağduru aileleri ve Kürt ailelerinin evini ziyaret ederek, Kürt meselesinin bitip bitmediğini sormalıdır.

Edindiği tespit ve bilgilere göre, sıkıntılar muhalefetin dediği gibi ise, saraydaki bütün danışmanları hemen kovmalı, bütün Bakanları değiştirmeli ve bundan sonra muhalefetin sesine kulak vermelidir.

Evet, her birimiz farklı düşünsek, farklı siyasi partilere mensup olsak ve yaşanan sıkıntılara farklı çözümler savunsak da hepimiz, bu ülkenin evlatları ve aynı gemide yaşıyoruz. İçeride veya dışarıda yaşanan sıkıntılardan hepimiz etkileniyoruz. Bundan dolayı, bu sorunların çözümü için hep beraber çaba harcamak ve katkı sağlamak zorundayız. Bunun için de dertleniyoruz. Sadece Cumhur İttifakı bileşenleri değil, herkes bu ülkeyi seviyor ve daha iyi yerlerde olmasını istiyor.

Yaşanabilir bir Türkiye için, iktidar da farklı seslere, fikirlere ve muhalefet partilerinin eleştiri ve önerilerine kulak vermelidir.

Bu sorunların, kısa bir zamanda ve sağlıklı bir şekilde çözülmesi için,

•        İlk adım olarak, Sayın Erdoğan, en kısa zamanda AK Parti Genel Başkanlığından istifa etmeli, sadece yüzde 51’in değil, 84 milyon vatandaşı kucaklayan tarafsız bir Cumhurbaşkanı olmalıdır.

•        Yargının bağımsızlığını çok acil olarak sağlamalı ve yargıda kaybolmuş, bağımsız, tarafsız adalet ve güven duygusunu tekrar tesis etmelidir.

•        Muhalefet Partileri için kullandığı zillet, illet, dış mihraklarla işbirlikçi, terör iltisaklı gibi her türlü kutuplaştırıcı, ötekileştirici ithamlardan vazgeçmeli, partilerin birbirlerinin düşmanı değil, rakipleri olduğunu ifade etmeli ve icraata göstermelidir.

•        Cumhurbaşkanı, yaşanan sıkıntıları görmeli ve bu sıkıntıları yirmi yıllık tek başına iktidar olduğu halde çözemediğini kabul etmelidir.

•        Cumhurbaşkanı, iki ayda bir, meclisin içinde ve dışındaki bütün siyasi parti liderleriyle hem yuvarlak masada hem de ayrı ayrı olarak bir araya gelmeli; başta ekonomi, dış politika ve üretime dönük yatırımlar olmak üzere fikir alışverişinde bulunmalı, tekliflerini dinlemeli ve istifade etmelidir. Hatta Bakanlar Kurulunu muhalefetin vereceği isimlerden oluşturması, ülkenin huzur, barış, birlik ve beraberliğinin sağlanması için büyük bir adım olmuş olur.

•        Ülke ve milletin huzuru ve barışı için farklı fikir ve düşüncelerin üzerindeki baskıları kaldırmalı, özgürlüklerin önünü açmalıdır.

• Kendileri dışındakilere karşı sürekli bir kin ve nefret dilini kullanan ve ötekileştiren Bahçeli ve MHP’nin güdümünden kendini kurtarmalı, başta Kürt halkı olmak üzere 84 milyon vatandaşı kucaklayacak söylem ve icraatlar yapmalıdır. Diğer partilerle sağlıklı ilişkiler kurarak MHP’ye mahkûm olmaktan kurtulmalıdır.

• Kürt sorununun çözümü için, şekli ve içeriğini muhalefet partileriyle istişare ederek tespit edeceği, yeni bir “barış süreci” başlatmalıdır.

• Cumhurbaşkanı, görevden el çektirdiği belediye başkanları için kullandığı “metal yorgunluğu”nu, yüksek tempo ile sürdürdüğü 19 yıllık kesintisiz iktidar nedeniyle kendisi için de düşünür mü?

•        Başkanlık sistemindeki %50+1’de yaşayacakları sıkıntıyı gördüğü gibi, diğer sıkıntıları da görmeli, Başkanlık Sistemi olsun veya Parlementer Sistem olsun sağlıklı bir sistemin oluşturulması için muhalefetle kafa kafaya verip çalışmalı ve ortak doğrular üzerinde uzlaşmalıdır. Yani kişiye göre bir sistem değil, ülkeye göre bir sistem oluşturulmalıdır.

Hani bir slogan var, “mesele ülkenin bekası ise gerisi teferruattır” deniliyor ya, buyurun herkesin samimiyetini görmüş olalım.

Vesselâm.