İsmail Müftüoğlu "Hak Safta Yerimizi Alalım" başlıklı bir yazı kaleme aldı.

Ramazan ayı münasebetiyle Milli Eğitim Bakanı Sayın Yusuf Tekin imzalı yazıyla, resmi ve özel okulların tamamında milli ve manevi duyguları hatırlatmak amacıyla, son derece masumane bir şekilde programlar tertiplenmesi istenmiş, böylece milletimizin kahır ekseriyetinin olumlu gördüğü ve takdire şayan bulduğu bir uygulama gerçekleşmiştir. Bu meyanda ilk defa tüm okullarda, çocuklarımıza milli ve manevi değerlerle ilgili etkinlikler gerçekleştirildiğini ve gösteriler tertiplenmiş olduğunu görüyoruz. Bu uygulamadan dolayı sayın bakanı tebrik ediyoruz.

Ama bu halisane teşebbüsten dolayı bazı laik yobazlar ve anaçlaşmış laik kafalılar hareketlendiler ve sayın bakana ateş püskürmeye başladılar. Nefret dolu bildiriler yayınladılar. Malum nefret, fikirlerin değil, mizaçların çarpışmasından meydana gelir. Ama unutmamak gerekir ki, nefretin de, aşk gibi, gözleri kördür.

Okullarda uzun yıllardan beri devrimler gibi öncelenen başka hiçbir bilgi verilmemiş, maalesef milli ve manevi değerleri hatırlatan hiçbir çalışma yapılmamış, onun için de bahsedilen bu yeni uygulama, laiklerin büyük kısmını tedirgin etmiştir. Bu sebeple nefret kusmaya başladılar. Aslında nefret edilmesi gereken bu yoz kafalardır. Bunları dikkate almaya değmez. Bırakın korktukları sürece, nefret etsinler. Yeter ki bunların yüzlerini görmeyelim, Mısır’a sultan olsunlar. Bizden uzak kalsınlar, isterlerse cehenneme direk olsunlar.

Bu gibi insanların iktidarlarında, milli ve manevi değerlere yer verilmediği için, gençlerimiz maalesef ateist, deist oldular. Gençlerimiz yozlaştırıldığı için de ayrıca terör kurbanı olmaya başladılar. İdeolojik hastalıklara tutuldular. Bu hal maalesef her kademe okullarımızda yuvalandı, gençler, kendilerini tahrip eden her türlü uyuşturucu ile perişan edildiler. Yakın zamana kadar okullarda aldıkları kuru bilgiler sebebiyle, ana-babalar dinlenmez oldu.

Uzun yıllar geçmesine rağmen, laiklik baskısı altında, okullarda ahlak ve maneviyattan bahsedilememiş, böylece okul sıralarını dolduran gençler birbirine düşman haline gelmiştir.

Okullarımızda her türlü gayrı milli ve manevi de olmayan programlara yer verilmiştir. Ana-babalar bu uygulamalardan rahatsızlık duyduğu halde, bir türlü sesini çıkaramamıştır. Buna mukabil, laik yobazlar, milliyeti ve maneviyatı hatırlatan programlar yapılınca, derhal kazan kaldırmaya ve ‘istemezük’ diyerek haykırmaya başlamışlardır. Her türlü fesada başvurmaya çalışmışlardır.

Oysa Allah; “Düzeltilmişken, yeryüzünde bozgunculuk yapmayın” (A’râf/56 ve 85) buyurmuştur. “Fesat çıkarmak, adam öldürmekten daha kötüdür” (Bakara/191) ve “… fitneden sakının, bilin ki Allah’ın azabı çok şiddetlidir” (Enfâl/25) ayetleri de nettir. Ayetlerden ancak inananlar anlar, ateistler, deistler anlamaz. Bütün bu ayetlere rağmen, biz de inanıyoruz diyenler, maneviyattan bahsedilince ‘biz laikiz’ diyerek kenara çekilmektedir.

Hemen belirtelim ki, bu düzenbazların düşünceleri artık tesir etmiyor. Zira aileler bunların bağırıp, çağırmalarından bıkmış. Onlara ‘yeter, söz milletindir’ diyor. Artık aileler, önceden olduğu gibi çocuklarımızın 23 Nisan, 19 Mayıs gösterilerinde yarı çıplak çıkarmalarına razı değil, o günler geride kaldı artık.

Bahis konusu insanların fitnelerinden, rezaletlerinden milletimiz nefret etmeye başladı. Peygamberimiz de: “Fitne uykudadır, uyandırana Allah lanet etsin” buyurmaktadır. Fitnenin ateşini yakan da, onun içinde yanar. Artık millet olarak gafletten uyanmak mecburiyetindeyiz. Zira gaflet, gözün perdesidir. Gaflet ağacı da cehalet suyu ile büyür.

Mehmet Akif Ersoy diyor ki:

İslam’ı, evet, tefrikalar kastı, kavurdu;

Kardeş, bilerek, bilmeyerek, kardeşi vurdu.

Ve devamla:

Artık ey millet-i merhume, sabah oldu uyan!

Sana az geldi ezanlar diye, ötsün mü bu çan?

Ne Araplık, ne de Türklük kalacak, aç gözünü!

Dinle Peygamber-i Zîşân’ın ilahi sözünü!

İyi ama uyanan yok, dertlenen yok…

Uyanmak şöyle dursun gafletten de uzak durmalıyız. Neslimizi değerlerden uzaklaştıranların tavırlarından çekinmeden, doğru yapanları, bunlara yem yapmayalım. Bunların heveslerini kursaklarında bırakarak, artık hav hav’larından ürkmeden doğru olanı tutup, kaldıralım. Gayeyi unutup, vasıtalarda şaşırmayalım, dik duralım, hak safta yerimizi alalım.

Ali Fuat Başgil der ki: “Bugün Türkiye’de ölmek istemeyen bir mazi ile hayata doğmak için çırpınan bir istikbal mücadele halindedir. Milletin selameti (saadeti) bu mücadeleye seyirci kalmakta değil, çarpışan kuvvetleri barıştırmaktadır.” Milletin bünyesini kemiren ideolojilerden, izm’lerden uzak durmaktadır.

Hak yolda olmak, milli ve manevi değerleri yaşatmaktır. Bazılarının keyfi için geçmişe düşman olmamaya çalışmaktır. Firavunlara, Hâmânlara, Kârûnlara, Belamlara aldırmadan hak safta yerini almaktır.

Sonuç olarak merhum Sezai Karakoç’un dediği gibi:

Kardeşiz demek yetmez

Hâbil misin Kâbil mi?

Onu netleştirmek lâzım…

Rahman ve Rahim,

Kadir ve Muktedir,

Gaffar ve Settar olan Allah’a emanet olunuz.

Selam doğru yola uyanlara olsun. (Taha/47). 05.03.2026