İnsanlık tarihi, hak ve adalet uğruna verilmiş binlerce yıllık mücadelelerle doludur.

İnsanların tarihî sürecinde, zaman zaman tevhidin temsilcileri hakim olmuş, insanlık barış ve huzur görmüş, zaman zaman da Nemrutlar, Firavunlar ve Ebu Cehiller hakim olmuş, insanlık kan ağlamıştır.

Bu süreçte, güçlü ve sayısal çoğunluğa sahip olanlar, çıkarlarının önünde sınır görmemiş ve kendilerini “halkın üstünde ve seçkin” görmeleri nedeniyle kendilerini her alanda, sınırsız ve sorumsuz kabul ederek başkalarına zulmetmekten geri durmamışlardır.

Bu zümre, ırk, renk, dil, din, mezhep, servet, siyasî görüş veya toplumdaki statü olarak, kendilerinden olmayanlar üzerinde her türlü tasarrufta bulunmayı, kendilerine bir hak olarak görürler. Kendileri için dünyayı cennete çevirirken, tüm dünyayı başkalarına cehenneme çevirmekten çekinmemişlerdir.

İnsana zulmedildiğinde, insan hakları ve onuru çiğnendiğinde, buna kör, sağır ve kayıtsız kalan, her kişi ve anlayış, zulmün, haksızlığın ve adaletsizliğin bir parçası ve tarafı haline gelir. Hadis diye meşhur olan “Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır” sözünün muhatabı olurlar.

Yeryüzünde tek bir insanın dahi baskı ve tahakküme maruz kalması, haksızlığa uğraması, onurunun incitilmesi, adalet arayışının engellenmesi kabul edilmemeli, zalimin karşısında mağdurun yanında yer almalıdır.

Kimden gelirse gelsin ve kime yapılırsa yapılsın, zulmün karşısında ve adalet arayanların yanında durmak gerekir.

Erbakan Hoca,

“İslâm dini, barış dinidir. İslâm, şiddetin her türlüsünü reddeder. Temel insan hakları, herkes için eşittir. İnsanların haklarına saygı gösterirken Müslim, gayrimüslim ayrımı yapılamaz. Kültürler, birbirini yok etmeye değil, barış içinde bir arada yaşayarak insanlığa hizmet için yarışmalıdırlar. Bundan dolayı entegrasyona evet, fakat asimilasyona hayır demek bütün toplumların yararınadır. Bilelim ki, Osmanlı devleti 7 asır, 30 çeşit soy, her çeşit inanç, mezhep ve tarikat sahibi insanların barış içinde bir arada yaşamalarının en güzel örneğini vermiştir. (Erbakan 2006  Belçika konuşması.)

Unutmayalım ki, Dünyayı veya bir ülkeyi yaşanabilir, kişileri huzur ve güvenli kılan, korku değil hukuktur; baskı ve tahakküm değil, hak ve özgürlüklerdir; kavga, kin ve nefret değil barış ve kardeşliktir; gücün hukuku değil, hukukun gücüdür. İnsanın en zayıf, çaresiz ve yalnız olduğu bir anında, adalet mekanizmasının kendisinin yanında olacağından emin olmasıdır.

Yaşanabilir adil bir Türkiye ve Dünya dileğiyle…

Vesselâm.