Şu an ABD, İsrail, İngiltere’nin sebep olduğu Orta Doğu’nun ve İslâm coğrafyasının içinde bulunduğu bu paramparça vaziyetin İslâm ülkelerinin sürekli İsrail ile bir uzlaşma arayışı içerisinde olmaları, bu raporun yani Siyonizm’in kirli emellerine kısmen ulaştığının bir tezahürüdür.
Siyonizm’in fitne, fesat, bölme ve komşu ülkeleri birbirine kırdırma planları sayesinde bölgedeki en rahat ülke İsrail olmuş ve “Büyük İsrail Devleti” hedeflerine adım adım yaklaşmaktadırlar
Bu planın bir parçası olarak, sistematik olarak Filistin toprakları içinde, işgal, sürgün ve Filistinlileri mülksüzleştirme politikasını sürdürürken, çevre ülkelerde de ırk ve mezhep çatışmaları, ekonomik ve siyasî istikrarsızlığı körüklemekte, bölgede terör örgütlerini kurup finanse etmektedir.
Diğer yandan, ABD’nin baskılarıyla bazı Arap ülkeleri ve İsrail arasında “normalleşme”, diyalog kurma ve anlaşmalar yapılarak, Filistin halkını yalnızlaştırma, askerî ve maddî finansmanı kesmeye çalışmışlardır.
Bu adımlar başarılı olunca Kudüs’ün tamamını “İsrail’in ezelî ve ebedî başkenti” ilân etmekten de çekinmediler. İsrail, bütün bu adımları atma cesaretini nerede alıyor?
Çünkü İslâm ülkeleri başsız, lidersiz, dağınık hatta bazıları işbirlikçi. Eğer böyle bir tablo olmasaydı İsrail, bu pervasızlığı gösterebilir miydi?
İsrail ancak kuvvetten anlar
Tarih bize göstermiştir ki İsrail, laftan, sözden veya kınamaktan anlamıyor,
İsrail, ateşli vaaz ve hutbelerden anlamıyor.
İsrail, basın açıklamalarından, salon toplantılarından ve mitinglerden anlamıyor.
İsrail, diplomatik dil ve uluslararası sözleşmelerden anlamıyor ve sadık kalmıyor.
İsrail, uluslararası kuruluşların aldığı kararları tanımıyor ve uygulamıyor.
İsrail’in anladığı tek bir dil vardır, o da güçtür.
Gün, İslâm ülkeleri liderlerinin kınama günü değil, hep birlikte balyoz gibi İsrail’in tepesine inme günüdür.
Ama kim buna önderlik edecek?
Herkesin gözü Türkiye’de; ama ne yazık ki Türkiye’de yirmi yıldır tek başına iktidar olan AK Parti, bugüne kadar İslâm İş Birliği Teşkilatını aktif çalıştırmamış, Erbakan Hocanın altı ayda kurduğu D-8 ülkelerine bir devlet dahi ekleyememiş ve aktif hāle getirtmemiştir. Her işgal ve katliam sonrası, STK’lar ve diğer vatandaşlar gibi İsrail’i kınama ve hamasî nutuk atmaktan ileri bir adım atmamıştır. İsrail’le ekranda kavga ederek algı oluşturmayı da ihmal etmemiştir. Siz bırakın Filistinliler ölüyor diye mavi Marmara saldırısında 9 vatandaşı şehit edildiği halde, savaş gemilerini ve jetleri göndermemiş, uluslararası davadan bile para karşılığı vaz geçmiştir. ‘Bir şey yapmıyoruz’ diyemedikleri için sorumluluğu dünyaya atmayı da ihmal etmiyor.
Yani bizim anlayacağımız, bu saldırı sonrası daha önceki saldırılarda olduğu gibi iktidarın İsrail’le anlaşmaları artarak devam edecek, İsrail’e karşı hiçbir askerî veya ekonomik adım atılmayacak. Yine görev yandaş bazı medya ve İslâmî STK’lara düşecek, Erdoğan yine kahraman ilân edilecek ve vatandaşın samimi tepkilerini AK Partiye yönelik konsolide etmeye çalışacaklardır.
Yine bu çevreler, AK Parti ve İsrail ilişkisinin gündeme getirilmesine fırsat vermeden, Arap ülkeleri suçlanacak, yaptırımlar için dünya ülkeleri adres gösterilecektir.
Halkın imanî ve haklı tepkileri yürüyüş, araç konvoyları, basın açıklamaları ve gıyabî cenaze namazlarıyla bastırılmış olacaktır. (Tabii ki bu eylemlerin hepsini bu şekilde değerlendirmek doğru değildir. İyi niyetle yapılanları istisna tutuyoruz.)
Yıllardır aynı filmi izlemiyor muyuz? Siyasîlerden birkaç gün hamasî nutuklar, sert kınamalar, protestolar, boykotlar… Ve bir dahaki saldırıya kadar unutma...
Halbuki tepki ve yaptırımlar için her seferinde yeni bir saldırı, katliam veya işgale ne gerek var? Zaten 1948 yılından bu yana işgal yok mu?
(Devam edecek)
Vesselâm.