Konumuzla ilgili olarak devleti tarif edersek;

Devlet: Siyasal bakımdan örgütlenmiş  tüzel varlıktır.

Devlet, bütün beşerî faaliyetleri etkiler: Sosyal refah, iç düzeni sağlamak, insan haklarını ve vatandaşın sağlığını korumak, refah seviyesini yükseltmek gibi her alanda kural koyar, düzenler, yetkilendirir, yasaklar...

Yurttaşlarına insan onuruna yakışan asgarî bir yaşam düzeyini sağlamak, onların sosyal ve ekonomik refahını korumak ve iyileştirmek adına etkin rol ve sorumluluk alan devlete Sosyal Devlet, bu devlet anlayışına ise Sosyal Devlet anlayışı denir.

Sosyal devlet, toplumda sosyal ve ekonomik açıdan dezavantajlı konumda bulunan insanlar lehine müdahalelerde bulunur. Toplumsal eşitsizlikleri gidermek üzere önlemler alır.

Sosyal devlet, toplumun dezavantajlı kesimlerine fırsat eşitliği sağlayacak önlemler alır. Fırsat eşitliği, bir bireyin içine doğduğu sosyo-ekonomik eşitsizlikleri azaltarak ona maddî ve manevî varlığını geliştirebileceği şans ve olanakları sağlamak demektir.

Sosyal Devlet, kadın, çocuk, işsiz, ihtiyar, engelliler gibi sınıflara sağladığı imkânlarla varlığını gösterdiği gibi, sel, deprem, yangın ve salgın hastalıklar gibi olağan üstü afetlerde, gücünü ve yardım anlayışını daha çok göstermek zorundadır.

Ekonomisi güçlü olan ülkeler, vatandaşlarına karşılıksız yardımlarda bulunurken, Türkiye gibi ekonomisi zayıf ülkeler, vatandaşlarından dayanışma adı altında yardım toplamaktadır.

Elbette dayanışma tarih boyunca yapılmış ve bundan sonrada ihtiyaç olduğu zaman olacaktır ve olması da lâzımdır. Millet olarak bizler, bu dayanışmayı hep yapmışızdır.

Ancak sorulması veya düşünülmesi gereken;

Neden ekonomide ayaklarımız üzerinde duramıyoruz ve hep dışa bağımlı haldeyiz?

2000 yıllarına kadar, birçok alanda dışa bağımlılığımız sürerken, son 18 yılda AK Parti iktidarında tarımda bile dışa bağımlı hale geldik.

Bakıyoruz, Almanya ve Japonya 2. Dünya savaşında ülkeleri yerle bir olduğu halde, bugün dünyaya hükmeden ekonomilere sahipken, 2. Dünya savaşına katılmamış olan Türkiye, neden gittikçe dışa bağımlı hale geliyor veya getiriliyor?

Neden var olan imkânlar, üretime yönelik yatırımlar yapılmıyor da betona paralar gömülüyor?

Her alanda var ama sadece üç örnek verecek olursak; neden var olan tütün, şeker ve kâğıt fabrikaları kapatılıp dışarıdan sigara, şeker ve kâğıt ithal ediliyor?

Neden buğday, mercimek, nohut, pirinç, et ve canlı hayvanı dışarıdan ithal edecek duruma getiriliyoruz?

Afet zamanlarında ülkeler, afetle mücadele için ayırdıkları bütçe ile güçlerini konuşurlar. İşte en son Koronavirüs salgınında birkaç ülkenin salgınla mücadele etmek için ayırdığı bütçeye bakacak olursak;

Koronavirüs İle Mücadelede Açıklanan Teşvik Paketleri

Ülkeler / Teşvik Miktarı

ABD: 1 trilyon dolar,

Almanya: 750 milyar Euro

İngiltere: 412 milyar dolar

Fransa: 373 milyar dolar

İspanya: 216 milyar dolar

Türkiye: 15,3 milyar dolar

Görüldüğü gibi Türkiye’nin salgınla mücadele etmek için ayırabildiği bütçe, sadece 15.3 milyar ve vatandaşa verdiği IBAN’da toplanacak para...

Halbuki iktidar yetkililerinden, “Biz güçlü bir ekonomiye sahibiz”, “İMF’ye 5 milyar dolar verin”, “Avrupa bizi kıskanıyor” gibi sözleri çok duyduk.  Ama acı gerçekler rakamlarda görüldüğü gibi öyle olmadığı ortada.

Neden bu haldeyiz? Çok basit; ülkemizin kaynakları sanayi, teknoloji, tarım ve hayvancılık alanlarında üretime yönelik kullanılacağına, maalesef betona, israfa, faize, savurganlıkta kullanıldı.

“Zararın neresinden dönülse kârdır” atasözünü hatırlatarak en azında bundan sonra, kaynaklar üretime odaklı kullanılmalı, her türlü israf ve savurganlıktan vazgeçilmelidir.

Veselâm.