Son dönemde, gazetecilere ve siyasetçilere yönelik yapılan saldırılar, hepimizi ciddi anlamda endişelendiriyor.

Erbakan hocanın değimiyle, “at sahibine göre kişner.” 

Siyasi partilerin lider ve yetkilileri, özelikle Cumhur ittifakın ortakları, konuşmalarında  sürekli mualifleri, “hain ilan edici bir uslup takınırsa” elbette onları dinleyen tabanlarından da, bir nefret oluşur ve o tabandan bazı “deli”ler çıkar, sopalı ve silahlı saldırılar düzenler. 

Bu saldırılar sonrası, siyası liderler top yekün karşı çıkacaklarına, Cumhurbaşkanı sesiz kalırken, İçişleri Bakanı,  “tepkisel” şeklinde talihsiz bir açıklama yaptı.  Bahçeli ise her zamanki uslubuyla tehdid ve sert  açıklamalarına devam etti. Yetmedi bazı  gazetecileri de hedef gösterdi.

Ne olursa olsun, gazeteci ve siyasetçilere saldırılması, siyasilerin saldırganları destekler anlamda açıklamalar yapması veya sesiz kalınması, siyaset ve devlet adamlığına yakışmadığı gibi yeni saldırılara da zemin hazırlamış olur.

Diğer yandan, siyasetle uğraşan kişilerin de çok geniş olması gerekir. Bunun en güzel örneğini, Muhterem Erbakan, Demirel, Özal, Türkeş ve Ecevit'lerde görebiliriz. Başta Çarşaf mizah dergisi olmak üzere, bir çok mizah dergisinde, onları alaya alan ve hakarete varan olmadık “karikatürler” çizildiği halde, buna liderler gülüp geçmişlerdir.

Beraber katıldıkları açık oturumlarda olsun, seçim meydanlarında olsun, birbirlerini eleştirmişler ama nezaket ve saygı sınırını aşmamışlar ve birbirinin yüzüne bakacak mesafeyi bırakmışlar. Dolaysıyla, eleştiri kaldırmayan kişilerin, siyasetle uğraşmaması gerekir diye düşünüyorum. 

Bugünkü siyasetçileri dinlediğimizde, aman Allahım! Bu ne uslup, bu ne hiddet, bu ne celal? Bahçeli ile Erdoğanın ittifak öncesi birbirlerine yaptıkları hakaretler ve ittifak sonrası  İçişleri Bakanı Soylu ile beraber muhalefete yakıştırdıkları “zillet, illet hain, işbirlikçi, terörle iltisaklı, elimi kirletmem, Sayın Karamollaoğlu ve Akşener'in, Pkk ile sözleşme imzalamaya kadar götürmeleri”.... Buna karşın muhalefetten bazı yetkililerininde bundan geri kalmaması...

Parti liderlerinin karşılıklı ithamlarını dinleyen parti tabanları, diğer partililer, partinin yetkililerine ve hedef gösterilen gazetecilere nasıl bakaçağını siz hayal edin? 

Siyaset, meşru zeminde ve meşru usullerle, fikir ve projelerle yapıldığı sürece muteber ve meşrudur! 

Muhalif ses ve fikirlere, söz ve fikirle karşılık vermek yerine, baskı ve tehditlere baş vurmak, siyaseti dizayn etmeye çalışmak,  özgürlüklerimiz ve demokrasimiz açısından son derece tehlikelidir.

Şu gerçek bir kez daha anlaşılmıştır ki, muhalif fikirlerle, fikir bazında mücadele edemeyenler,  tehdit, baskı ve kaba kuvvete başvururlar.

Unutulmasın ki, baskı, tehdit ve kaba kuvvet, fikirleri, doğruları ve mevcut gerçekleri yok etmez, ancak toplumda kin, nefret, terör ve kargaşayı arttır. Bunun yanında fikir ve düşünce özgürlüğünü de ortadan kaldırı. Yaşadığımız 21. yüzyılda, ortçağın kaba kuvvet metoduna başvurmak bize yakışır mı? 

Ak Parti yetkilileri, kendilerine en ufak bir sataşmada en üst perdeden, cevap verirken, siyasi bir partinin Genel Başkan Yardımcısı, 5 kişinin saldırısıyla, hastanelik ediliyor, başta Sn. Cumhurbaşkanı olmak üzere, Ak Partili yetkililer sessiz kalıyor. Her ne kadar Kurumsal İletişim Başkanı Fahrettin Altun Cumhurbaşkanı adına açıklama yapsa da, burada Sn. Cumhurbaşkanı bir zat kendisi sert bir açıklama yapmalıydı. Ondan sonra İçişleri Bakanı ve Adalet Bakanı aynı şekilde açıklama yapmalıydı. 

Bu yapılmadığı gibi, saldırganlara arka çıkanlara bile, bir çift söz söylenemiyorsa, bu millet kime güvenecek ve kimden yardım isteyecek? Bu sesizlik “darp edilenler muhaliftir, bu dayağı hak etmiştir, oh oh olmuş” anlamını çıkartmak istemiyoruz.  Bu anlayış olursa ki buna inanmak istemiyoruz, bunun sonu nereye varacak? 

Bu saldırılar yetmedi, birde daha vahimi, bu saldırıyı araştıran, Cumhuriyet Savcısı da tehdit ediliyor! Bunlar, bu cesareti kimden alıyor?

Bu saldırılar karşısında yetkililer sessiz kalamaz, kalmamalıdır.

Maalesef, Türkiye kutuplaştı, kamplaştı, vatandaşlarımız arasında gereksiz gerilimler oluşturuldu. 

Bu saldırılar, kutuplaştırma, ötekileştirme, terörize etme, hedef gösterme ve bitmeyen tahriklerin sonucudur. 

Daha kötü aşamalara gelmeden;

Ey siyasiler! Gelin elbirliği ile gerilimi azaltın,

Muhataplarınızı, hainlikle itham etmeyin, 

Partileri, birbirinin düşmanı değil, rakipleri olarak görün. 

Şiddet değil, fikirler tartışın. Ki gerçekler ortaya çıksın. Fikri ve sözü olmayan ve şiddete baş vuran, "maşa ve arkalarındaki paşaları" kim olursa olsun, hep beraber kınayın.

Şiddete maruz kalanların yanında birlikte durun. Bu, ülkemizin birlik ve beraberliği, huzur ve barışı için çok ama çok önemlidir. 

Unutmayın ki, Hadisi Şerifte, “Hayra vesile olan hayrı işlemiş gibidir, şere vesile olan da şeri işlemiş gibidir.”

Veselam...