Kadın, İslâm'la hayat bulmuştur.

Kadınların, kan ve gözyaşının aktığı bir dönemde, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü kutlanıyor… İnancımız, kadının hatırlanması ve haklarının savunulmasını, yılda sadece bir gün değil, ömür boyu olmasının gerektiğini emrediyor.

Bilindiği gibi, cahiliye döneminde kadın ve kız çocuklarına itibar edilmez kız çocukları diri diri toprağa gömülürdü. Kadına bir meta gözüyle bakılırdı. Kadın, İslâm ile hak ettiği gerçek değeri kazandı. Peygamber Efendimiz, veda hutbesinde;    

“Siz kadınları Allah'ın emaneti olarak aldınız. Sizin kadınlar üzerinde hakkınız, kadınların da sizin üzerinizde hakkı vardır.”

“Kadınların haklarını gözetmenizi ve bu hususta Allah'tan korkmanızı tavsiye ederim.”

“Sizin en hayırlılarınız, hanımlarına karşı en iyi davrananlarınızdır.”

Yine, “Cennet annelerin ayakları altındadır” diyerek kadına en üstün değeri vermiştir.

Öyle ki kadın, kadının insan yerine konulmadığı bir zihniyetten, camide Halife Hz. Ömer'e itiraz edebilen ve bu itirazı kabul edilen bir konuma yükselmiştir. Hak ve hukuktan bahsedilen günümüzde cumhurbaşkanına itiraz edebilecek veya ‘yanlışsın’ diyebilecek bir kadın veya erkek var mıdır?

Kadın ve erkek, düşman değil, birbirlerini tamamlayan ve birbirleriyle var olan iki varlıktır.

Toplum, kadın ve erkekten meydana gelir. İnsan, ya kadındır ya erkektir. Kadının fizyolojik yapısı ile erkeğin fizyolojik yapısının farklı oluşu, kadın veya erkek için, bir eksiklik veya fazlalık değildir.

Kadın ve erkeğin farklı yaratılışa sahip olsa da insan olarak kadın ve erkek eşittir. Erkek, erkek olduğu için kadınlardan daha üstün değildir. Ancak, kadın ve erkeğin sorumluluk ve görevleri farklıdır. Erkek de kadın da Allah’a karşı aynı şekilde sorumludur.

Erkeğin yaratılış hikmeti gereği daha güçlü olması, kadına şiddet uygulamak için değil, kadına, çocuklarına veya malına karşı olabilecek herhangi bir saldırıya karşı koymak, zalimin zulmüne dur demek, adaleti tesis etmek ve çalışma şartlarının zorluklarına karşı mücadele edebilmek içindir.

Kadına şiddet ve cinayetlerin artığı bir dönemde, erkeklerin düşman olarak gösterilmeye çalışılması doğru değildir. Böyle bir yanlışa düşmek, toplumun temel direği olan aile mefhumunu tehlikeye atmaktır. Toptancı bir suçlama hiçbir zaman doğru olmadığı gibi işlenen cinayetlerden dolayı bütün erkekleri toptancı bir zihniyetle suçlamak yanlıştır.  Unutulmasın ki erkek varsa kadın vardır, kadın varsa erkek vardır. Kadın ve erkek düşman değil, birbirini tamamlayan ve birbiriyle var olan iki varlıktır.

Kadını, en çok kadın haklarından bahsedenler sömürüyor

Biz kadını, “onurumuz, acı ve tatlı günlerde hayat ortağımız” olarak görüyoruz. Toplum binasının ana kolonu kadındır.

Bugün, kadına özgürlük ve eşitlik diyen bazı zihniyetler, bilerek veya bilmeyerek kadının haksızlığa uğramasına, eşitsizliğine ve ezilmesine sebep oluyorlar.

Asrımızda en çok kadın haklarından bahsedildiği halde, maalesef bu asırda en çok kadınlar şiddete maruz kalmakta ve katledilmektedirler. 2008- 2020 yılları arasında toplam 3.656 kadın maalesef öldürülmüştür.

Kadına şiddet ve mağduriyetler nasıl önlenebilir?

•          Eğitim sistem ve müfredatı, görsel ve yazılı medya, TV programları ve kadının çalışma şartları inanç değerlerimize uygun hale getirilmelidir.

•          Şiddet ve vahşetin önlenmesinin temelinde Allah korkusu, şefkat ve merhamet duygusu kazanmış nesillerin yetiştirilmesiyle mümkündür.

•          Kadınların, onur ve haysiyetini ayaklar altına alan, aile yuvalarını yıkan, eşler arasındaki saygı ve nezaketi yok eden, kadını bir meta olarak gören evlilik programları ve ahlâksız diziler engellenmelidir.

•          Kadını koruyacağı gerekçesiyle imzalanmış olan “İstanbul Sözleşmesi” tekrar ele alınmalı, kadını koruyan ve can emniyetini sağlayan tarafı korunmakla beraber, aileyi dağıtan, erkeklerin mağduriyetine sebep olan ve neslimizi tehlikeye atan yönleri tekrar düzenlenmelidir.

Bunlar yapılmadığı sürece kadına şiddeti konuşmaya, maalesef devam edeceğiz. Çünkü zihinler değişmediği sürece, tek başına kanunla suçlar önlenemez.

Allah (CC) erkekle kadına farklı meziyetler ve özelikler vermiş, aralarında bir görev taksimatı yapmıştır. Erkek ve kadının her alanda eşitliğini değil, aralarında hak, hukuk ve adaleti savunmak daha doğrudur. Örneğin, 50 kg kaldıran bir erkeğe, eşit olsun diye kadının da 50 kg kaldırmasını istemek eşitlik değil adaletsizliktir. Adil olan, kadının kaldırabileceği ağırlığı istemektir.

Allah'ın insanları yarattığı hikmetin dışında, farklı yollara başvurduğumuz içindir ki, kadın ve erkeğin yaşamında dengeler bozulmuş, sevgi ve huzur kalmamıştır. Hiç kimse insanlar hakkında, Allah (cc)’dan daha şefkatli, daha adil ve daha bilgili değildir.

Vesselâm.